Osmanlı’nın Tanzimat döneminden bu yana süregelen bir çıkmazı var: Batı’yı anlamadan taklit etmek. Kitaplardan alınan bu kısa ama çarpıcı pasaj, tam da bu meseleyi gözler önüne seriyor.
Müşir, “Bizim cinayetimiz Tanzimat’ta Fransa’yı kopya edişimiz oldu” diyerek, Batı’nın yanlış bir yüzünü örnek aldığımızı söylüyor. Halbuki Anglo-Sakson dünyasının düşünce yapısı tercih edilseydi, belki de bugün çok daha farklı bir noktada olabilirdik. Ancak asıl sorun, neyi taklit ettiğimiz değil; neden taklit ettiğimiz.
Aydınlarımız, çoğu zaman “istibdat var” bahanesiyle üretmemeyi tercih etti. Oysa Rusya gibi baskıcı bir rejimde bile bir Tolstoy, bir Dostoyevski çıkabildi. Yasaklara rağmen yazdılar, düşündüler, dünyaya seslerini duyurdular. Çünkü gerçek sanat ve düşünce, her koşulda yolunu bulur.
Bu metin bize şunu söylüyor:
Bahane değil, fikir üretmeliyiz.
Taklit değil, özgünlük peşinde koşmalıyız.
Ve en önemlisi, cesaretli olmalıyız.
Geçmişin hatalarını görmek, bugünü inşa etmek için bir fırsattır. Aydın olmak, sadece bilgiyle değil, irade ve sorumlulukla mümkündür. Üç İstanbul
Bu metinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde yaşadığı ekonomik sıkıntılara dair güçlü bir gönderme yapılıyor. Fransız yazar Albert Vandal’ın Notes et Impressions de Turquie adlı eserinde de benzer anlatımlar mevcut. Burada vurgulanan nokta, Osmanlı hazinesinin boşalmış olması ve devletin düştüğü ekonomik sefalet.
Özellikle “Osmanlı İmparatorluğu altı yüz senelik sakalıyla dileniyordu” cümlesi, imparatorluğun köklü tarihine ve eski ihtişamına rağmen içine düştüğü mali zorlukları anlatan bir mecaz olarak karşımıza çıkıyor. Yüzyıllar boyunca dünyaya hükmetmiş bir devletin, artık kendi borçlarını ödeyemez hale gelmesi Batılı yazarların dikkatini çekmiş ve eserlerinde Osmanlı’nın mali buhranlarını işlemişlerdir.
O dönemde Osmanlı Devleti, borçlarını ödeyemez duruma geldiği için 1881’de Düyun-u Umumiye’yi kurmuş, gelirlerinin büyük bir kısmını Avrupalı alacaklıların kontrolüne bırakmak zorunda kalmıştır. Yani burada anlatılan, sadece bir anekdot değil, Osmanlı’nın Batı karşısında düştüğü ekonomik bağımlılığın da bir yansımasıdır.