Ah, hocam. İşte iki ütopyanın farkı bu. Siz zorunlu kışla istiyorsunuz, bense okul. Siz asker insan düşü görüyorsunuz, bense yurttaş insan. Siz onun dehşetengiz olmasını istiyorsunuz, bense düşünmesini. Siz süngülü cumhuriyet istiyorsunuz, bense düşünen insanlar cumhuriyeti kurayım isterdim.
Her yüzyıl kendi eserini yaratır., bugün yurttaşlık, yarın insanlık. Bugün hak sorunu, yarın ücret sorunu. Aslında hak ve ücret aynı anlamda iki sözcük. İnsan emeğinin karşılığı ödenmesin diye yaşamıyor ki. Tanrı insana yaşamı bahşederken ona borçlanıyor da. Hak, doğarken alınan ücrettir. Ücret ise kazanılmış hak.
Önce asalaklığı ortadan kaldırın; papazların, yargıçların, askerlerin asalaklığını. Sonra elinizdeki serveti iyi değerlendirin. Gübreyi lağıma değil, tarlalara dökün. Toprakların dörtte üçü ekilmiyor. Fransa topraklarını bu durumdan kurtarın. İşe yaramayan otları temizleyin. Köy arazilerini paylaştırın. Herkesin toprağı, her toprağın da sahibi olsun. O zaman, verimin nasıl yüz kat artacağını göreceksiniz. Fransa bugün köylüsüne yılda ancak dört gün et verebiliyor. Oysa tarım tekniğini iyileştirirseniz üç yüz milyon insan, bütün Avrupa doyar. Doğayı, hep bu ihmal edilen yardımcı gücü kullanın, ondan yararlanın Esen her rüzgarlı, akan her suyu, hareket yaratacak her şeyi değerlendirin.
Zorunlu askerlik istiyorsunuz. Kime karşı? Başka insanlara. Ben istemiyorum. Ben barış istiyorum. Siz yoksulların yardımına koşmak istiyorsunuz, ben ise yoksulluğu ortadan kaldırmak istiyorum. Siz adil vergi düzeni istiyorsunuz, ben bütün vergilere karşıyım. Kamu harcamalarının olabilecek en alt düzeye indirilmesini ve bu paranın da toplumsal artık değerle ödenmesini istiyorum.