Aklın ve vicdanın yerini öfke ve düşmanlık duygularının alması. Vicdan…Vicdansızlık
Kutuplaşma politikalarının topluma verdiği en büyük zarar bu değil miydi zaten? Asgari ortak bir vicdanda buluşamayan bir toplumun fertleri bir arada yaşamaya devam edebilirler mi? Hiç mi vicdan muhasebesi yapmaz bu ülkenin insanları, hele iktidardakiler? Selahattin Demirtaş
Bir anda sinirlenip dikleniyorum: “Sizin için bunu söylemek kolay General. Siz kazandınız, biz kaybettik. Sizin arzu ettiğiniz düzen kuruldu. Bizleri katlettiniz, kalanları da “terörist” olarak yaftaladınız, toplumdan dışladınız. Ülke tarihinden izimizi silebildiniz. Kendi çocuklarımız bile bize yabancılaştılar. Şimdi ise ‘geçmişe sünger çekelim ve korkunç şeyler yaşanmamışçasına oturup sohbet edelim’ diyorsunuz. Olacak iş mi?
Ben ona ısrarla “siz” derken bu adamın bana sürekli “sen”diye hitap etmesi sinirime dokunuyor. Ne zaman kanka olduk! Dostlar arasında “sen” hitabı bir samimiyet ifadesidir. Ama biz dost değiliz, olamayız.
Kendimden utanıyorum. Siyasi iklim ve devlet aklı nasıl da hepimizi ele geçiriveriyor, nasıl da düşünce tarzımızı koşullandırıyor: Kürt eşittir terörist! Bu kadar basit. Yıllardır her Allahın günü , her televizyon kanalında, tüm siyasetçilerin ve iktidar kalemşorlarının sabahtan akşama kadar beynimize kazımaya çalıştıkları ezber bu değil mi? Önce insanları bu şekilde toptan yaftalayıp hedef göster, sonra da ayrımcılığı meşrulaştır, hatta intikamcı şiddete davetiye çıkart! Nefret suçu dediğimiz tam bu değil midir zaten?
Ne “alçak işkenceciliğini” es geçmiştim ne de “faşist katilliğini.” O da boş durmamış, sayıp dökmüştü: Ne “vatan haini komünistliğim” kalmıştı ne de “teröristliğim…”