Garibine mi gitti patron? Dinle de, insanın ne anlaşılmaz şey olduğunu gör. İnanır mısın, kendim bile saçlarımın siyah olduğuna inandım artık. Senin anlayacağın,
insan işine gelmeyeni unutur. Vallahi gücüm arttı. Bunu Lola da anladı. Şu belimde bir ağrı vardı, hatırlıyor musun; o bile geçti! İnanmıyorsun; bunlar senin kâğıdarda yazılı değildir elbet...”
Denize vardım; kıyıdan kıyıdan aceleyle yürüyordum. Deniz kıyısında yalnız başına yürümek güçtür; her dalga ve gökteki her kuş bağırıp insana borcunu hatırlatır.
Başkalarıyla yürürken güler, konuşur, tartışırsın; gürültü olur, dalgalarla kuşların ne dediğini duymazsın; belki de o zaman hiçbir şey söylemiyorlardır. Sizin bir söz kalabalığının içinden geçmekte olduğunuzu görüp, susarlar.
Çakılların üzerine uzanıp gözlerimi yumdum. Acaba hayat nedir, diye düşünüyordum ve onunla deniz, bulutlar, kokular arasında ne gibi gizli bir ilgi vardır? Sanki
o da, deniz; bulut ve kokuymuş gibi...
İnnsanın kafasında büyük örnekler canlanır; hiç olduğunu, hayatının küçük sevinçler, büyük değersiz konuşmalar içinde geçtiğini açıkça görür. “Ayıp! Ayıp!” diye bağırır, dudaklarını kanatır.