Harabi

Zorba’nın acısını kıska­narak kendi kendime, “İnsan bu demektir,” diye düşünüyordum. Acı duyduğu zaman, gerçek iri gözyaşları dö­ken. sevinirken de sevincini, ince, metafizik eleklerden geçirerek onu, boşuna harcamayan sıcakkanli ve sağlam kemikli insan!!
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Peki sen neden yazıp da, bize dünyanın bütün sırlarını anlatmıyorsun Zorba?” “Neden mi? Çünkü ben, senin dediğin o bütün sırları yaşıyordum ve yazmaya vaktim yok da ondan. Bazen dünya, bazen kadın, bazen şarap-bazen santur... Onun için, şu saçmalar yumurtlayan kalemi ele alacak zama­nım yok. Böylece de dünya, kâğıt farelerinin ellerine kal­eli; sırları yaşayanların vakti yok: vakti olanlar ise sırları yaşamıyorlar. Anladın mı?” Patron hayatı anlamaya çalışırken, Zorba hayatı yaşıyordu
N e diye sana söyleyeyim patron, sen, kusura bakma ama, namuslu bir adamsın. Ne yağsın ne damla. Kışın yorganının dışında bir pire bulsan üşümesin diye içen sokarsın. Sizin gibi,yüce biri nereden anlayacak benim gibi bir düşkünü ben bir pire bulsam cak diye ezerim ben, bir kuzu bulsam kırt keser, şişe geçirir ve dostlarla tadını çıkarırım.
"Kendin yarı şeytan olmazsan, şeytandan nasıl kurtulursun be?”
Nasıl keşiş oldun sen?" Keşiş kıkırdadı: "Azizlikten mi sanıyorsun? Asla! Yoksulluktan karde­şim, yoksulluktan... Yiyecek bir şeyim yoktu, şövle dü­şündüm: Manastıra gideyimde açlıktan gebermeyeyim!”