-Şu en ortada oturan dazlak kafalı, Validir. Sağındaki irikıyım, Emniyet Müdürü. Solundaki Veteriner Müdürü. Öte yandaki Vali Muavini. Şu Belediye Başkanı. Şiş göbek olan Eğitim Müdürü. Şu Bayındırlık Müdürü, Orman Müdürü, Posta Müdürü, Müze Müdürü, İstasyon Müdürü, Tarım Müdürü, Petete Müdürü, Kütüphane Müdürü.
Velhasıl cümlesini tanıttılar. Malumuâliniz taşra vilayetlerinde müdür çoktur.
Tavanlar yaldızlı, süslü. Bunlar nasıl perde böyle? Yerlerde yumuşacık halılar. Bastıkça ayaklarına gömülüyor.
Parmaklarını örtülere, perdelere dokunduruyor. Ellerini parlak madenlere sürüyor. Saray gibi, bir küçücük saray gibi. Yaşamak böyle olur. Demek yaşıyorlar.
-Ne demek yahu... Ben yirmi iki senelik memurum. Ha?.. Bigünden bigüne işimi ihmal ettim mi? Efendim?.. Ben yani Genel Müdüre eyvallah mı edeceğim? Etmem!.. Vallahi de etmem, billahi de etmem... Ona bir cevap döşeyim de görsün... Alsın ağzının payını... Yani memur olduksa... Allah Allah!..
On dakika kadar böyle söylendikten sonra:
-Ne yazdık Süha Bey? diye sordu.
Süha Bey yazılanı okudu:
-"...Genel Müdürlüğü makam-ı âliyesine..."