Vezirler evlerine vezirlik töreni ile dönmek için savaş arabalarına binmek istiyorlardı. Fakat korkak Tutaşil, Kaskalarla yaptığı savaşta savaş arabalarının hepsini kaybetmişti. Başka çare yoktu: Yayan gideceklerdi. Saray bahçesine çıktıkları zaman bütün halkın sızıp yatmış olduğunu gördüler. Büsbütün sızmamış olan bazı gençler birtakım kadınlarla uygunsuz bir durumdaydılar. Bu manzara İlânasam'ın namusuna dokundu
- Alçak hedefler! Utanmıyor musunuz? diye bağırdı. Sarhoş gençlerden biri başına kaldırarak
- Kızma vezir hazretleri sizin çatı altına yaptığınızı biz yıldızların altında yapıyoruz! diye cevap verdi.
Cüce İrdas sarhoşluktan kekeleyerek homurdandı:
-Halkın eşekten farkı yoktur.
Buna da başka bir genç cevap verdi:
- Eşeğin de senden...
Rahip İduskam öfkelenmişti:
- Alçak, vatan haini! Sen bir vezire hangi ücretle bu sözleri söylüyorsun?
-Çok dırlanma! Bu gece kahramanlar gecesidir. Biz de açıkta sabahlamak da kahramanlık yapıyoruz. Yaşasın kıral!..
Ziza açık havaya çıkınca biraz açılmış gibiydi:
- Bu vatan hainlerini idam ettirmeli. Sarayın bahçesinden saygısızlık gösteriyorlar! diye haykırdı.
Başka bir sarhoş yerden kalkarak cevap verdi:
-Yavaş gel vezir hazretleri! Bizi buraya kral çağırdı. Kıralın konuklarını idam ettirmek kırala isyandır. Sen krala isyan mı ediyorsun?
Zaten korkak olan Ziza, bu sözlerden bir büsbütün ürkmüştü.
- Hâşa, hâşâ!.. Ben kralın keleşiyim. Ama sizler bahçesinde namusunu lekelediniz. Bu gecenin kahramanlar gecesi olduğunu unutuyorsunuz...
- Hangi kahramanlar gecesi? Kahramanlar öldüler. Bu gece dalkavuklar gecesidir. Bu şölene konmak için sabaha kadar yaşasın diye bağırdık. Tabii siz de içeride şebek gibi takla attınız. Yaşasın kıral!..
...