Harputlu

Derviş, yapacağını yapmayacağını bilen... Hakk'ın emirlerine uyan, yasaklarından kaçan, kanaatkar... Cesetle ve ruhla şükür ve hamdda olan, tevazuun en büyük mertebe olduğunu bilen kimsedir. | Münir Derman, Allah Dostu Der Ki…,Bağlaç Yayınevi, 4. Cilt, 1. Baskı: Ocak 2018, s. 47.
Sayfa 47 - Bağlaç Yayınevi, 4. Cilt, 1. Baskı: Ocak 2018·Kitabı okuyor
Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Aklın dışındaki şeyleri akla sokmaya uğraşmak küfürdür. Bilgi bilgi sizliği içinde kalmamak lazımdır. Kendi kendinizi dışarı atmayınız aklınızla. Allah'ın dışında değilsiniz ki O'nu göresiniz ve irtibat kurmaya sava şasınız. Bırak kendini sahibine... Bunlara akıl "ermez" değil, “yetmez". | Münir Derman, Allah Dostu Der Ki…,Bağlaç Yayınevi, 4. Cilt, 1. Baskı: Ocak 2018, s. 37.
Sayfa 37 - Bağlaç Yayınevi, 4. Cilt, 1. Baskı: Ocak 2018·Kitabı okuyor
Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı
Zekât ruha... Malındır. Sadaka başın zekâtıdır. Errezzak esmasını fiilen zikirdir. Sadaka-i fitir cesede aittir. Oruçlu iken muayyen güne ait olmasındandır. Niyet ile olması, ibadet olduğunun en büyük delilidir. Sünnet; fiili, mali, sözle tüm yardımlardır. Bir de "şey'en lillah" sadaka vardır. Ne farzdır ne sünnettir. Bir şey değildir. Asıl sadaka da budur. Helal rızıktan verilir. Resul-ü Ekrem'in ceplerinde 8 dirhem parası varmış. Çarşıya çıkmışlar. Kendilerine bir gömlek alacaklarmış. Yolda ağlamakta olan bir cariyeye rastlamış. "Niçin ağlıyorsun?" "Bazı şeyleri almak için ailem beni çarşıya gönderdi. 2 dirhem param vardı. Kaybettim. Eve dönersem hâlim ne olur, ona ağlıyorum. Korkudan..." Resul-ü Ekrem cariyeye 2 dirhem para vermiş. Geriye 6 dirhemin 4 dirhemiyle bir gömlek almış. Eve dönerken yarı çıplak bir adam görmüş. Gömleği ona vermiş. Geriye kalan 2 dirhem ile bir gömlek almış. Evine dönerken daha önce rastladığı cariye ile karşılaşmış, ağlıyormuş. Sormuş: "Ne oldu?" "Efendim, geç kaldım. Dövülmekten korkuyorum." Eve varmışlar. Cariyenin sahibi Resul-ü Ekrem'i görünce çok sevinmiş. Resul-ü Ekrem, çocuğun gecikme sebebini söylemiş. Bağışlanmasını istemiş. "Ey Allah'ın Resulü, evimize sizin ziyaretinize vesile olan bu cariyeyi Allah için azad edip, hür kılıyorum." Resul-ü Ekrem çok memnun olmuş. Evdekilere "Yanımdaki 8 dirhem ne bereketli imiş. Bir cariyenin korkusunu önledik. Sonra onun hür kalmasını sağladık. Yarı çıplak bir adamı giydirdik. Yine de para bitmedi.” Ne demek istediğimizi herhalde anladınız. İşte bu şey'en lillah sadaka dır. Bu sadaka, insanın Allah'a duyduğu sevginin, rahmeti hudutsuz olana karşı irade dışı bir hareketidir. | Münir Derman, Allah Dostu Der Ki…,Bağlaç Yayınevi, 4. Cilt, 1. Baskı: Ocak 2018, s. 17.
Sayfa 17 - Bağlaç Yayınevi, 4. Cilt, 1. Baskı: Ocak 2018·Kitabı okuyor
Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı
Yanlış kullanılan ve suistimale uğramış çok lafımız vardır. Mesela "estağfirullah" Allah'tan mağfiret talep ederim, yanlış yaptım demektir. Bu hem Allah'tan özür dilemek hem af talep etmek duasıdır. Halbuki kendisine büyüklük isnat edecek sözleri bununla karşılamak doğru değildir. "Estağfirullah efendim." Aman böyle dırdır etme! Mağfiret, kulların günahının Settar ile örtülmesi ve bağışlanmasıdır. Estağfirullah, "I am sorry, pardon, Enschuldigung" manalarında kullanılmaz. Doğru değildir. Bir kaide vardır, "maruf" diye. Maruf, aklın idrak ve şer'in tahsin ettiği fiil, amel, hareket, sözdür. Bu, maruftur. Ziddi ise münkirdir. | Münir Derman, Allah Dostu Der Ki…,Bağlaç Yayınevi, 4. Cilt, 1. Baskı: Ocak 2018, s. 12.
Sayfa 12 - Bağlaç Yayınevi, 4. Cilt, 1. Baskı: Ocak 2018·Kitabı okuyor
Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı

Harputlu

, bir kitabı okumaya başladı
Münir Derman
10/10 · 40 okunma