Hiçbir hikaye kötü son için yazılmaya başlanmaz ki. Geçmiş denen olgu yara vermenin ötesine geçip hayatına ara vermeye başlamışsa eğer geçmez olmuş demektir. Ya uyanırsın bu kan uykusundan ya da kendine acımaktan bitap düşersin. Gençtim, toydum ve her gece 'neden' diye sormaktan yoruldum. Tamamlanmıyorsa bazı sayfalar, emin ol ki kurguda bir hata var. Tekrar yazmaya başla sen, belki de senin kahramanın, başka bir masalın yanlızıdır. Bu gece sondur, sonsuzluktur...
Artık korkmuyorum olacaklardan çünkü korku, zihnin insana oynadığı bir oyundu. Biz çiziyorduk başımıza geleceklerin projesini ve yarattığımız karanlık dünyayı kendi hayatımıza çekiyorduk. Bir ritme kaptırıp soluksuz koştuğun bir yolda düşmek aklına gelirse korku sarar ve alışık olduğun tempoda koşamazsın. Zihnin seni hep düşmeye odaklar ve düşündüğün anı çekmekten kaçamazsın.
Kitaplar sizi incitmez, ötekileştirmez, hiç bir ayrıma içinde yer vermezler. İyi günde de kötü günde de istediğiniz her zaman diliminde bilgiyi avuçlarınıza hapsederler. Her daim yanınızda durur, içinizdeki ses olurlar. Neden mi kitaplar? İşte bu yüzden...