Dünyada, iki ayağı üstünde sapasağlam yürüyenlerin anlamasına imkan olmayan bazı şeyler vardı. İnsanların gözleriyle gördüğünü, mesafelerin adımlarla aşıldığını sanıyorlardı.
"Hepimiz korkuyu tanırız," dedi."Hem de ne kadar iyi tanırız! Öküz gübresine üşüşen sinek gibi dolaşır durur çevremizde. Hayvanları kaçırtır. Ürküp, güvende olduklarını sanana ya da yorgunluktan çatlayana kadar koşar, yüzer, uçarlar. İnsanlar da onlardan akıllı değildir. Dünyada korkudan gizlenebileceğimiz bir yer olmadığını görürüz, ama yine de öyle bir yer ararız. Varlık ve güç isteriz. Kendimizi korkudan güçlü olduğumuz kandırmacasına kaptırırız.
Öfke duygularımı bulandırmıştı. Sorun gözlerde, kulaklarda değil, Tin Win. Bizi kör, sağır eden hiddettir, ya da korku. Kıskançlıktır. Güvensizliktir.Korktuğunda, öfkelendiğinde dünya kasılır, şirazesinden çıkar. Hem bizim için, hem de gözleriyle görenler için. Ancak onlar bunu fark etmezler. Sabırlı ol."
....hayatın kimsenin dudak bükemeyeceği bir armağan olduğunu tekrar tekrar söylemişti. Hayat, demişti U May ona, mutlulukla üzüntünün birbirine ayrılmaz bir şekilde geçmiş oldugu, bilmecelerle dolu bir hediyedir. Biri olmadan ötekini yaşamaya çalışan, başarısız olmaya mahkumdur.