Onların korkusu Hypatia ’nın inançsız bir insan olması değildi; bilimi ve aklı kullananın, hepsinden daha fazla cesaret sahibi olanın, gözleri hepsinden daha uzağı görenin, gerçekleri korkmadan açıklayanın; duyduklarıyla değil okuduklarıyla, deneyimleriyle ve bilime olan inancıyla konuşan kişinin bir kadın olmasıydı. Eğer bunları bir erkek söyleseydi, belki de sadece, yoldan çıkmış dinsiz ve inançsız biri olarak görülürdü. Ama Hypatia, bunları söylediği için yakılması gereken bir cadı damgası yedi. Çünkü söylediklerinden çok, cinsiyetiydi onları korkutan.
Hypatia İskenderiye toplumu için çok büyük bir şanstı. Bunun büyük bir şans olduğu toplumun tümü tarafından asla bilinemedi. Çünkü toplumun çoğunluğu dini inançların etkisi altındaydı ve bir kadının söylediği şeylerin, onlara göre şeytanın söylediklerinden bir farkı yoktu. İşte esaret de burada başlıyordu; bir kadının düşünmesini şeytanca bulan bir toplumun esareti...
İlla dört duvar arasında olmak değildir esaretlik; insanın kendini kendi iradesi içerisinde suskunluğa hapsetmesi, çağımızın en bilinen esaret biçimidir.