Padişah Kubad vefat edince yerine oğlu Adil Nûşirvan tahta geçti. Akıllı, adil biriydi.
(...)
Kıtlıktan sonra bir öğle vaktiydi. Saray bomboş. Muhafızlar uyumuş. Çıngırak sesleri yükseldi. Nûşirvan sesi duyunca hizmetkârı gönderdi.
- Bakın bakalım, şikayete gelen kimmiş?
Hizmetkârlar gelip baktı; yaşlı bir karakaçan. Hem sıska hem uyuz. Sarayın kapısından girmiş, sırtını zincire sürtüyor. İki hizmetkâr huzura çıktı.
- Şikayete gelen kimse yok. Ama yaşlı, sıska, uyuz bir eşek zincire sürtüyor. Belki de kaşınan yerlerini sürtmek hoşuna gidiyor.
Nûşirvan:
- Yanlış düşünüyorsunuz. Bu eşekte adalet istemeye gelmiş. İkiniz birlikte gidin; eşeği şehirde dolaştırın. Kiminmiş; işin aslını bana bildirin.
Hizmetkârlar Nûşirvan'ın huzurundan çıktı, eşeği şehre götürdü. "Bu eşeği tanıyan var mı?" diye sordular.
- Şehirlilerin çoğu onu tanır. Bu eşek filan çırpıcının. Yirmi yıldır tanırız. Sahibi her gün çamaşırları sırtına yükler, suya götürür, akşam üstü geri getirirdi. Gücü kuvveti yerindeyken ona çalıştı. Şimdi yaşlandı. Çalışmıyor. Salıverdi hayvanı. Şehirde dolaşır. Herkes Allah rızası için yem, su verir. İki gündür ortalıkta yoktu.
Hizmetkârlar meseleyi anlayınca geri dönüp Nûşirvan'ın huzuruna çıkıp durumu anlattı. Nûşirvan:
- Ben demedim mi, bu karakaçan adalet istemeye geldi diye? Bu gece ona yem verin. Yarın çırpıcıyı mahallenin dört kethüdasıyla birlikte getirin. Ne gerekiyorsa söylerim.
Hizmetkârlar ertesi gün denileni yaptı. Eşeği, çırpıcıyı dört kethüda ile birlikte Nûşirvan'ın dergâhına getridiler. Nûşirvan çırpıcıya:
- Bu eşek gençken ona iş veriyordun. Yemini de veriyordun. Şimdi yaşlanınca, iş yapamıyor diye yemini kestin. Onu saldın, başından attın. Peki yirmi yıllık emek nereye gitti?
Çırpıcıya kırk değnek vurdurttuktan sonra:
- Bu eşeğe yaşadıkça