Haşim Aytunç

Haşim Aytunç
@Hasim83
Hapishane de birbirine girmeyen suç ortakları yoktur, ehlince sabit bir hakikattır. En derli toplu gözükenler teşkilatlardır, onlar da sureta bir arada tutar insanları. İnsanların kalpleri içerde birbirlerine karşı çok çabuk ve sert bir surette ters döner. Bu, mahsus mahaldeki en büyük beladır. Mapusluk içinde mapusluk, ceza içinde cezadır. Bunu yaşamayan kimse belki de yoktur.
Reklam
Behey Hacı, aklına Hocaefendi turp sıksın. Bunlar çok safça düşüncelerdi. Gülen Cemaati, sistem içinde yer edinebilmek için bizim gibilere muhtaçtı. En azından ne kadar kullanışlı olduğumuzu keşfetmişti. Hem sisteme sadakatini gösterme imkânı buluyordu, sistem bizim belamıza karşı onları kendine daha yakın ve müttefik olarak görüyordu. Hem de sistemi koruma adına bizleri tasfiye ederek kendi gücünü pekiştiriyordu. Yani burada sistemi ele geçirmeden ziyade sistemin imkânlarını kullanarak rakiplerini tasfiye etme hâli vardı. Hocaefendi zekâsını vaazlarına, dehasını teşkilatına koymuştu.

Haşim Aytunç

, bir kitap okudu
Puan vermedi·248 syf.·
112 günde okudu
·
2024 5. kitabı
Franz Kafka
7.3/10 · 63,8bin okunma
Ben onlara büyük bir saygı duymuştum. Oracıkta bir mektup yazabilsem Hocaefendi'ye "zat-ı âlilerine ihtiramat-ı kalbiyemi arzeylerim efendim" diyebilirdim. Buraya kadar başarmışlardıysa bundan sonrasını da başarabilirlerdi. Şimdiye dek onların metotlarını meşru göstermeye çalışan herkesle en sert cedellere girmiştim ama burada gördüğüm manzaradan sonra fikirlerimi sorgulamaya başladım. Kalenin içeriden fethedilebileceğini adamlar göstermişlerdi. Bu dışarıda kalmayı seçenler, hepimizin ortak başarısı olabilecek bir akışa yaptıklarımızla belki de zarar veriyorduk. Biz olmasak adamlar belki çok daha çabuk gayeye ulaşacaklardı.
İstanbul Terörle Mücadele'nin Gülen Cemaatinin elinde olduğunu önceden biliyorum. Cihan âlem biliyordu. Nasıl zalimce işkence ettiklerine, aldattıklarına, en ağır cezaları almaları için insanlara ne fırıldaklar çevirdiklerine dair çok şey dinlemiştim ama bunları şüpheyle karşılamıştım. Öncelikle rejimin böyle bir yapılanmaya bu ölçüde destur vermeyeceği, böyle hassas bir birimi onlara teslim etmeyeceği hükmüne varmıştım. İslamcılar yine rejim gerçeğiyle hesaplaşmak yerine kendi uydurdukları hayalî düşmanlarla uğraşmayı seçmişler gibime geliyordu. Gelgelelim söylenenler aynıyla vakiydi, bura onların elllerindeydi. Aralara biraz Ülkücü serpiştirmişlerdi. E, ne de olsa kötü polise de ihtiyaç vardı.