Hati ceE

Hati ceE
@Hati_ceE
Romanımı Youtube'da yazıyorum. youtube.com/@hasibeveogulla... Yazılarımı konuyorum.com sitesinde yazıyorum. Takip etmeyi unutmayın...
Evli
Romanımı Youtube'da yazıyorum.Kanalımın linki burada.Takip etmeyi unutmayın.https://youtube.com/@hasibeveogullari-v5u?si=jaYhlBe7teQzBhtS
17 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
Kitaptan Hop Sahneye Atlayan Gılgamış!
8/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
17 Mayıs 2025 Cumartesi, Gılgamış Destanı’nın Atatürk Kültür Merkezi’ndeki prömiyerine gittim. İstanbul Opera ve Balesi’nin, büyük emekle ve yeni bir koreografiyle hazırladığı gösteri harikaydı. Ahmet Adnan Saygun’un 1964-1983 yılları arasında üzerinde çalıştığı bu eser, bizim kendi elimizden çıktığı için daha da değerli. Ahmet Adnan Saygun’dan burada bahsetmemiz gerekir. Yunus Emre Oratoryosu olmak üzere, Türk operasına birçok eser sunmuş değerli bir müzik insanıdır. Devlet bursuyla Paris’te müzik eğitimi almış ve bu eğitim sırasında bestelediği “Divertissement” adlı orkestra eseri ödül kazanmış, bazı Avrupa şehirlerinde seslendirilmiştir. 1934 yılında, Atatürk’ün isteğiyle Türkiye’yi ziyaret edecek olan İran Şahı Rıza Pehlevi’nin şerefine, sadece bir ay gibi kısa bir sürede Özsoy Operası’nı hazırlamıştır Operaya gitmeden önce, Gılgamış Destanı’nın İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan kitabına göz atıp okumayı tercih ettim. İyi ki okumuşum. Destan hakkında önemli bilgilere sahip oldum ve operayı izlerken konuya aşinaydım. Marmaray’la Atatürk Kültür Merkezi'ne giderken elimde Gılgamış vardı. Her ne kadar mide bulantısı yaşasam da biraz okudum. Bu arada, rahatça araçta kitap okuyabilenlere özeniyorum. Hele ki ayakta okuyabilenlere… Maalesef ben bunu yapamıyorum. Opera için heyecanlıydım ve beğeneceğimi hissediyordum. Çünkü bir Türk operasıydı. Daha önce Özsoy’a da gidip tamamını büyük bir zevkle izlemiştim. Kendi dilimizde yapılan operalar haliyle bana daha yakın geliyor ve keyifle izliyorum. Yabancı operalarda ise aynı tadı aldığım söylenemez. Oyundan önce önümü kapatan bir genci uyardım. Oyun sırasında da fısır fısır yanımda durmadan konuşan çift vardı. Rahatsız olduğumu ifade etmek için uflayıp pufladım. Dikkate alınmayınca uyarmak zorunda kaldım. Neyse ki
Gılgamış DestanıAnonim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20237bin okunma
Reklam
Kendime Ait Odamdan Virginia'ya Bir Teşekkür
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
En iyi giriş sözü olan kitaplar zaman zaman gündem olur. Kimi Tolstoy'dan Anna Karenina, kimi Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi, kimi de Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanını örnek verir. Ben de o kitabımı buldum ve bu kitabın giriş sözünü hiçbir kitabın giriş sözüne değiştireceğimi sanmıyorum.Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda adlı kitabı, bence en iyi giriş sözüyle başlıyor. “Ama biz senden kadınlar ve kurmaca yazın konusunda konuşmanı istemiştik. Bunun insanın kendine ait bir odası olmasıyla ne ilgisi var, diyebilirsiniz.” Bu başlangıçi, diğer kitap örneklerindeki gibi çok havalı, çok vurucu gelmeyebilir size. Oysa bütün kitabın anlatmak istediğini içeren ve hatta kadın hakları konusunda anahtar olan bir cümle. Kitaptaki her bilgi, her örnek, kadınların kendine ait bir odasına açılıyor. Virginia Woolf, kendine ait bir odamızın ve yeterince paramızın olması gerektiğini her cümlesinde kanıtlıyor. Bütün kendine ait odalar, bu kitaba ve özellikle bu giriş cümlesine açılıyor. İnsan, yüzyıl öncesinde yaşamış bu değerli yazarın ileri görüşüne, hatta dehasına hayran kalıyor. Virginia Woolf, uzun zamandır okumaktan kaçındığım bir yazardı. Hem bunalımlı hayatı hem de intihar ederek yaşamına son vermesi, onu okumaktan kaçınmama neden oluyordu. Nerede karşılaşsam görmemezlikten geliyordum. Nereden bilirdim ki yazdıklarının bana bir şifa ve kelimelerinin zihnimde ışıklar saçacağını… Bu kitap, zihnimde anlam veremediğim duygu ve düşüncelere şekil kazandırdı. Bazen yazdıklarımın daha çok eril olduğunu fark ederdim. Bazen kadın yazarların yazdıklarını dudağımı bükerek okurdum. Meğerse bu, içimdeki erkek yanımın ağır basmasındanmış. Belki de maruz kaldığım erkek edebiyatı içimde zaten varolan erkek tarafımı güçlendiriyordu. Dudak büktüğüm konu kadın yazarların kadın karakterlerini
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İletişim Yayınları · 202448,1bin okunma
Tina'nın Son Bakışı
7/10
·150 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
Son Bakış, TÜYAP Kitap Fuarı’nda Irmak Zileli’den imzalatıp aldığım bir kitap. Önünde duran kitaplarından hangisini seçeceğimi bilmiyordum. Kendisine, içten ve duygusal metinleri sevdiğimi söylediğimde; bana bu kitabını tavsiye etti. Eee, yazar hangi kitabını tavsiye ediyorsa, alınmalı değil mi? Tereddütsüz aldım… Kulağına da "Ben de roman yazıyorum," diye fısıldadım. Gülümsedi. Kitabı imzalarken hoş bir jest yapmış: Yazı yolculuğumda ilham olsun, diye yazmış. Bu ince davranışı çok hoşuma gitti. Son Bakış, 2020 Duygu Asena Roman Ödülü'nü almış bir eser. Bu ödül, sağlam bir kadın hikayesi okuyacağımızın sinyalini veriyor. Tina; Gürcü asıllı, ülkemizde kaçak olarak çalışan bir hasta bakıcı. Irmak Zileli’nin güncel bir konuyu ele alması, romanı ilgi çekici kılıyor.Tina’nın çalıştığı apartmanın çatısından düşüp ölmek üzere olduğu anda, kafasından geçen hayatını okuyoruz. Tina’nın romanın başından beri öleceğini bilmek beni mutsuz etti. Hatta romanın ortalarına doğru, yazar bir ters köşe yapar da Tina’yı yaşatır mı, diye umut ettim. Tina’nın göçmen olarak yaşadıklarını okuyunca, ülkemizde yabancı göçmenlere bakış açısını daha iyi anladım. Dışarıdan gelen misafirlere çok konuksever olsak da iş beraber yaşamaya ve hayatımızı paylaşmaya gelince durum değişiyor.Pek de paylaşımcı ve anlayışlı olmuyoruz. Bu konuda yazara katılıyorum. Umarım zamanla bunu aşabilir ve dışlayıcı tutumlarımızdan vazgeçeriz. Tina’nın ülkemizdeki hayatının zorluklarının yanında, Gürcistan’da nasıl bir hayatı olduğunu da okuyoruz. Bu kez Rusya’nın çalkantılı yakın tarihinin, Tina’nın aile köklerinde nasıl bir tahribata yol açtığını görüyoruz. Tina, böyle bir aile geçmişine sahipken, empati yetisi yüksek ve duygusal bir kadın hâline geliyor. Ailesi, her ne kadar onun sıradan ve tehlikesiz bir hayat
Son BakışIrmak Zileli · Everest Yayınları · 2026789 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2025 1. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2025 10:31
“ZAMAN YARATMAK” KENDi ROTANIZI ÇİZDİĞİNİZ BİR YOL HARİTASI Yazarların Silikon Vadisi'nden Kendi Hayallerine Uzanan Hikayeleri "Zaman Yaratmak" kitabının içeriğine girmeden önce yazarlarını incelemek gerekir. Jake Knapp ve John Zeratsky, Google ve YouTube gibi dünya çapında dev şirketlerde görev almış kişiler. Şu anda bu platformlarda kullandığımız birçok uygulamanın arkasındaki akıl hocaları olarak biliniyorlar. Kendilerini, zamanımızı çalan uygulamaların masum işçileri olarak tanımlıyorlar. Büyük teknoloji şirketlerinin çalışanlarının, hayatımızı kolaylaştırmak için çabalayan iyi insanlar olduğunu vurguluyorlar. Ben de Google, YouTube veya başka bir teknoloji şirketinde çalışsaydım, muhtemelen benzer şekilde düşünürdüm. Bu yüzden kimseyi kınamıyorum. Ancak burada modern hayatın bir çelişkisinden bahsetmek istiyorum. Sürekli bir şeyler üretiyor, hayatımızı kolaylaştırıyoruz. Ancak üretilen şeyler o kadar çoğalıyor ki hayatımıza sığmıyor ve çoğu da bize gerçek anlamda fayda sağlamıyor. Sonrasında ise bu fazlalıklardan nasıl kurtulup hayatımızın ve varlığımızın amacına ulaşabileceğimizi bulmaya çalışıyoruz. Bu noktada Zaman Yaratmak kitabı bir çözüm sunabilir. Ne de olsa yazarları, zamanımızı çalan beyin takımından geliyor ve bu sorunun panzehirinin de aynı kişiler olması oldukça mantıklı. Yazarlar, işlerinde uyguladıkları taktiklerden edindikleri deneyimleri, bireysel hayata uyarlayabileceklerini düşünüyorlar. İlk deneyi ise kendileri üzerinde yapıyorlar. Gerçekçi bir kişisel gelişim kitabı hissi vermesi buradan geliyor. Yazarlar, kendi üzerinde denedikleri taktikleri, nasıl bir süreç yaşadıklarını, olumlu ve olumsuz sonuçlarını paylaşıyorlar. Bu süreçlerin sonucunda yazarlarımız Silikon Vadisi'ndeki havalı işlerinden acısız bir şekilde ayrılıp kendi tutkularını
Zaman YaratmakJake Knapp · Buzdağı Yayınevi · 2022131 okunma
Yolculuk İki Gün, Hissedilen Sonsuz Sevgi
7/10
·152 syf.··
2024 5. kitabı
Sabahın Üçü bir aile romanı. Aile romanlarını severim. İnsan kendiyle de yüzleşiyor. Kendi hayatında farkına varmadığı durumları farkediyor. Kültürler, kuşaklar farklı olsa da ne çok benzer yanlarımız var, diye düşünüyorum. Aile ilişkileri, hastalık psikolojisi ve yolculukla harmanlanmış. Bir baba ve ergen oğlunun hastane yolculuğunun nasıl keyifli bir yolculuğa dönüştüğünü okuyoruz. Bu dönüşümleri seviyorum. İlk önce yaşamamak için ertelenir, ayak sürünür. Yaşandığında ise insana böyle yeni pencereler açar. Geçmişte olan hesapların hiç de bizim düşündüğümüz gibi olmadığı ortaya çıkar. Antonio’nun yolcuğu böyle. Hastalığının kontrolü için babasıyla İtalya'dan Marsilya'ya gitmesi gerekiyor. Ama o hastalığın verdiği psikoloji ve annesinden boşanalı çok olan babasıyla mesafeli olan ilişkisinden dolayı bu zorunlu yolculuğu pek istemiyor. Babası da oğluna değer veriyor ama bunu tam ifade edemiyor. O da yolculuğu işleri arasına sıkıştırılan zorunlu bir görev gözüyle görüyor. Hepimiz az çok deneyimlemişizdir. İple çektiğimiz bir olay, beklemediğimiz şekilde heyecansız ve sönük gerçekleşir. Hayal kırıklığı yaşarız. Hiç istemediğimiz ve endişe yaratan bir olay da yine beklemediğimiz şekilde o kadar kötü gerçekleşmez. Hazırladığımız felaket senaryosu beyninizin çöp kutusuna atılır. Peki verilen onca emek. Hepsi çöp…Bunu belki defalarca deneyimler ve her defasında aynı döngüyü yaşarız. Gelecekte başımıza geleceklere fazla anlam yüklememizden dolayı tüm yaşadıklarımız. Ne çok beklentiye girmek ne de çok çaresiz hissetmek doğru değil. Ne yapalım? İnsanız… Bunu bildiğimiz halde elimizden gelmiyor. Her defasında çok istediğimiz bir şeye inanılmaz çoşkulu bir ruh haliyle hazırlanırken, bize kaygı veren bir durum için daha yaşamadan karalar bağlıyoruz. Antonio’nun yolculuğu bu
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,979 okunma
Reklam