101 yıl önce; Atatürk, 28 Ekim 1923 yılında “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!” derken sadece bir andan ibaretti. Ancak bir devletin, bir milletin geleceğe dair bütün kaderini değiştirdi. Bazı anlar, yalnızca birkaç saniye süren bir andan başka koskoca bir tarih içerir. Geçmişin deneyimlerini ve geleceğin kodlarını taşır. Tarih bunun için vardır. Kırılma noktalarını hatırlamak için… Atatürk bu sözü söylerken her ne kadar 'Efendiler' diye hitap etse de -yanında erkekler olduğundan- Cumhuriyet, en çok kadınların kazanımı olmuştur. Kadınların özgürleşmesini ve haklarını elde etmesini sağlamıştır
Cumhuriyet’le gelen devrimlere bakıldığında bunu daha net görebiliriz. Laiklik, dinin bireysel yaşanmasını ve kamusal alanda kullanılmaması gerektiğini işaret ederken, kadınların dini bağnazlıklar altında ezilmesini de bir bakıma önler. Dini inançlardaki yanlış anlayışlardan dolayı kadın ikinci planda görülür ve hedef alınır. Bu, dini inançlarının kendisinden kaynaklanmaz, toplumdan kaynaklanır. Çünkü dinlerin söylemlerine baktığımızda, kadınların değerini ortaya koyan ifadeler bulunur. Fakat toplum, din ve inanışları teoride farklı; gündelik ve pratik hayatta çok farklı yaşadığından; kadınlar dini öğretilerde ve söylemlerde değerli fakat sosyal hayatta değersiz ve ikinci sınıf insan olarak kodlanır. Durum böyle olunca, laiklik kadınlar için sadece toplumsal bir devrim değil, onları dini bağnazlıklardan kurtaran bir yeniliktir.
Medeni Kanun, tek eşli evlilik ve miras konularında kadının hayata yenik başlamasını sona erdiren devrimlerden biridir. Eğitimde yapılan yenilikler, daha önce kadına kapalı olan okul yollarını açmıştır. Günümüzde bazı kadınlara ve kızlarımıza hala bu yollar kapalı olsa da bu durumu eleştiriyoruz. Böyle olmaması gerektiğini savunuyoruz.