Dakikaların değerini biz ancak yılbaşından yılbaşına anlıyor, onların geçişini ancak o gece- o da 11.55’ten 12’ye kadar- dikkatle takip ediyoruz. O da neden ? Aklımız sıra, geçen bir yılı kapayıp, gelen bir yılı açtıklarından. Yılbaşı geçince de yine alt kamaraya inip gazetemize dalıyoruz. Halbuki hangi günün hangi dakikası,bir eski yılı kapayıp yenisini açmıyor? Neden bu dikkati her günün her saatine, her dakikasına, her saniyesine çevirmiyoruz?
“Bütün çabalar boşuna… Ne yaparsa yapsın, istediği kadar havalanacağım diye çırpınsın, sonunda insanoğlu da yaralı leylek gibi rezil ve perişan yan üstü toprağa yuvarlanmıyor mu? Kaderimiz aynı: Uçamayacağını bilmek, yine de uçmaya yeltenmek”