Üzerinde yaşadığımız topraklar, çatışmanın değil ahengin, bölmenin değil birleştirmenin, nefretin değil sevginin, kibrin değil tevazuun köklü geleneğine sahiptir. Bu topraklarda kendini sevmek; aynı coğrafyayı paylaştığımız farklı din ve kökenlerden insanları da sevmek, ortak hikayelerle ağlayıp gülmek," öteki"yle tamamlanmak demektir.
Şöhret hamuruyla yoğrulmak, politikacıların da tıpkı sahnedeki aktörler gibi ,ancak kendi duygularını ve heveslerini iyi oynadıklarında, bu oyun da karşılarındaki kitleyi ikna edebildiğinde güvenilir bulunmaları demek.
İnsanın sessizce yaşayacağı bir histir keder, içe doğru derinleşme sağlayan, insanı manevî yönden olgunlaştıran, dünyanın kırılganlığını ve geçiciliğini duyuran bir histir