Haticee

Ülgener'in de belirttiği gibi dengenin bir tarafına kayarak İslâm'ı pasif ve atıl bir din hâline getirmek isteyenlerin dillerinden düşürmedikleri kader ve tevekkül kavramının yanlış yorumlanması bir zaman sonra Müslümanları atalete ve tembelliğe iterek geri kalmalarına sebep olmuştur. Ülgener şöyle demektedir: "Tevekkül artık her türlü tedbire başvurup sonunda sebep ve vesilenin yaratıcısı olan Allah'ın iradesine rıza göstermek şeklinde içten bir bağlanışın ifadesi olmaktan uzaklaşmış, olup bitene seyirci olmaktan ibaret pasif bir teslimiyete bağlanmıştır." Aslında bu anlayışın "Sen ve Rabbin gidin onlarla savaşın. Biz burada oturacağız." (Mâide, 5/24) diyen İsrailoğulları'nın anlayışından pek de bir farkı yoktur.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Filozof ve şair Muhammed İkbal'in "Güçsüz din, felsefeden ibarettir" sözü ne kadar da anlamlıdır. Allah Müslümanlara savaşı emretmekte ve görünürde kan ve gözyaşı gibi görünen bu faaliyet nice rahmeti ve ilahi tecelliyi bünyesinde barındırmaktadır. Eğer inananlar güçlü olmasalardı yeryüzünde fesat, fitne ve adaletsizlik hüküm sürerdi.
İslam çalışmayı tavsiye etmekte ve Müslümanların güçlü olmalarını istemektedir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey amaç ve aracın birbirinin yerine geçmesini önlemektir. Müslüman insan mal ve servet biriktirmek amacıyla çalışmaz. Şunu bilmektedir ki: "...Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir." (Al-i İmrån, 3/185). O hâlde insan "...dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete)..." (Nisa, 4/94) aldanarak aracı amaç hâline getirmemelidir. Çünkü asıl olarak dünya malı ahiret nimetleri ve menfaatleri karşısında değersizdir.
Zekât, artan her şey için kullanılan "zeka" kökünden mastardır ve sözlükte temizlenme, gelişme, artma, bereket ve övgü gibi anlamlara gelmektedir. Bu manaların tamamı Kur'an-ı Kerim'de kullanılmıştır. Ekinlerin gelişmesini engelleyen yabani otlardan arındırılması bu temizlik sebebiyle ekinlerin gelişmesi "Zeka" kökü ile ifade edilir. İşte zekâtta bu nevi bir gelişmeyi sağlayıcı unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Zekât bu anlamlarıyla hem kendisinden ayrılan malı maddi olarak artırmakta, temizlemekte, bereketine vesile olmakta, hem de zekât veren kişinin manen temizlenmesini sağlamaktadır. Kur'an-ı kerimde "Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al..." (Tevbe, 9/103) buyurulmaktadır. Bu ayet kişilerin nefislerinin de temizlendiğini açıkça belirtmektedir.
Üretim araçlarının etkin ve verimli kullanılması, kâr elde edilmesi ve ortaya konulan kârın bir kısmının tekrar üretime döndürülmesi kapitalist aklın önemli kuralıdır. Bu konuda Karl Marx Kapital'de "Biriktirin, biriktirin, yasa ve peygamber budur" demektedir. Fakat Weber'in görüşleri temel olarak şu noktada ayrılmaktadır. Bu bakış açısı Batılı olmayan toplumlarda görülmeyen ve genel olarak Protestan inanç yapısından kaynaklanan bakış açısıdır. Bu bakış açısı her zaman daha fazla üretmek ve kâr elde etmeyi yaşam zevkinden yararlanmak için değil Tanrı buyruğu olarak yerine getirmesi ve bireysel tatmin değil uhrevi bir huzur temeline dayandırmasıdır.