Neden insan gerçek bir adım atamıyordu, neden bütün anlatılanlar yapılabilirlik ve yapmış olduğu söylenenlerle doluyken şimdi, kimse değil yapmak, anlatılanı bile anlamıyordu?
İnsan aslen ve zaten bu vazifeyle gelmiş değil mi her şeyden önce, dert de vazifesini bulamamak ve hakkıyla yapamamak değil mi, vazifesi varken ondan uzak düşmek, kendinin en kuytusunda hırsız gibi yaşıyor olmak değil mi dert?
Sırtını dayayacak yer ararken kendi geçmişini ve mahrumiyetini ve kırıklığını, katırların gece karanlığına eşlik eden adımlarının sesini buldu, gülümserken nevrozun bin parçaya ayırdığı parçalı gülümsemesini buldu, bu yüz sanki binlerce kırığın toplanması ile yapıştırılmış bir eski mozaikti.