Geri çekilip baktığında aynıyı bulamıyordu pek zaten. Andı sözün verdiği büyü, bazen uzayan genişleyebilen bir an, bazen de sadece bir an. Cümlenin ağ örtüsünde ve idrakinin sarhoşluğunda yalpaladığı zaman hayatı gerçek bir sarhoşlukla gördüğü zamanlardı.
Kendini dünyanın koyacak yer bulamadığı, bunu da aramadığı pek çok ıvır zıvırla dolu bir eskici, hurdacı gibi hissediyor, insanların akranlarının ceplerinde ellerini, dudaklarında ve yüzün geneline yerleşmiş gülümsemelerini nerden bulduklarını merak ediyordu.
Kendini vücut ikliminin, ruh ikliminin bile misafiri hem de pek makbul olmayan bir misafiri gibi duyarken bu yerlilik ve bu sultanlık onu şaşkınlıktan da hayretten de aşağı neresi varsa oraya yuvarlıyordu.