“Sence ben kötü bir insan mıyım?”
“Nereden çıktı şimdi bu?”
“Biliyorum.” dedim. “Kötü biriyim.”
“Bunu düşünüp üzülen biri ne kadar kötü olabilir ki?” dedi, teselli verir gibi.
“Ama çukurda yaşıyorum Hülya. Baksana, korkunç şeyler oluyor.”
“İyi de hiçbirini sen yapmadın.”
“Ama onlar olurken bir şey de yapmadım.”
“Ne yapabilirdin Allah aşkına?”
“Duymamış gibi yapmayabilirdim en azından, görmemiş gibi...”
Bulutlara baktım. Sanki her şey orada yazılıymış gibi yavaş yavaş kavradım. Benimki de onlarınkine benzeyen bir ağırlıktı; kalp değil, dünya ağrısı. Sadece kendi dertlerimin değil, başkalarınkine derman olamayışın da yüküydü sırtımda taşıdığım. Yaptıklarımdan ziyade yapamadıklarımla ilgiliydi. Başkalarının yanından bir gölge gibi sessizce geçişimle, dünyaya değmeden parmak uçlarımda yürüyüşümle. Kendime bir pusula, bir baston bulamamaktan yakınırken, kimseciklere baston, pusula olmayı beceremeyişimle.