O da șuydu: "Hiç üzülmeyin!" dedim. "Ben hayatımı daima planladım. Liseyi șu zamanda bitireceğim diye planladım Üniversiteyi öyle... Şu yaşta doçent olacağım, dedim ve bütün bunlarda muvaffak oldum. Baktım her şeyde muvaffak oluyorum, bende bir şımarma başladı. Ondan sonra bir askerî darbe geldi. Bir balığın üzerine atılan ağ gibi ben de o ağın içinde kaldım. O zaman baktım ki beșer olarak benim irademin bir sınırı varmıș.
Biz okulda, lisede hocalarımızdan yanlış, haksız hikâyeler duyardık. İlkokuldayken süslü püslü bir hanım ögretmenim vardı, okulun ikinci haftasında bize diyordu ki. "Müslüman âlimler dünyanın öküzün boynuzunda olduğuna inanıyorlar." Ben bunun tashihini hiçbir lise kitabında görmedim. Ben bu bilgiyi üniversiteye kadar taşıdım. Alman Hoca'm Hellmut Ritter'in sayesinde etütlere girdim, gerçekleri gördüm. Frankfurt'taki çalışmalarımdan sonra baktım ki Müslümanlar Dünya'yla Güneș arasındaki en kısa mesafenin en uzak noktasının yıllık ne kadar değiştiğini saniyelerle hesaplayabilmişler. Yine Bîrûnî dört mevsimin süresini tutuyor, ondan sonra bunu diferansiyel matematikte çözüyor. Bunları öğrendik. Bu bilgiyle benim hoca hanımın söylediği laf arasındaki farkı daima düşünüyorum.