Bilim Tarihi Sohbetleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
10.256
Gösterim
Adı:
Bilim Tarihi Sohbetleri
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753524957
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pınar Yayınları
Baskılar:
Bilim Tarihi Sohbetleri
Bilim Tarihi Sohbetleri
Dünya bilim tarihçiliğinin tartışmasız en önemli isimlerinden biri merhum Fuat Sezgin’di. Derinlikli, uzun yıllara dayanan çalışmaları, sahih bakış açısıyla bilim tarihinin insanlığın ortak malı olduğunu, bugünkü Batı biliminin İslam medeniyetinin güçlü tesirleriyle doğduğunu ortaya koydu.

Sefer Turan’ın söyleşiyle şekillendirdiği Bilim Tarihi Sohbetleri İslam bilimler tarihinin en önemli isimlerinden Fuat Sezgin’in hayatı, anıları, aynı zamanda bilimler tarihine duyulan tutkunun kitabı… Yaşadıklarını dönemin toplumsal ve siyasal panoramasını çizerek anlatan Sezgin, 1940’larda adım attığı üniversitede yavaş yavaş yazma eserlerin ve bilimler tarihinin sınırsız dünyasına yolculuğunu, alışıldık kalıpların dışına çıkan öğrenme şevkini gözler önüne seriyor. Ne var ki akademik araştırmalarıyla ses getiren Sezgin, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sırasında yürütülen tasfiye sonucunda kürsüsü elinden alınan bilim adamlarımızdan biri olmaktan kurtulamayacaktır.

Fuat Sezgin, kitaptaki söyleşilerde sadece geçtiği bu yolları anlatmakla kalmıyor, bakış açısına yön veren bilimler tarihi alanındaki gelişmeleri de tüm ayrıntılarıyla sunuyor. Bir yandan icatlar, buluşlar hakkında muazzam bir sohbete şahitlik ederken diğer yandan bilimler tarihine, Hellmut Ritter, Carl Brockelmann, George Sarton, Franz Rosenthal gibi isimlere, oryantalist araştırmalardan İslam aleminin ahvaline, İslam kültür çevresinde Müslüman bilginler tarafından yapılmış aletlerin modellerinin sergilendiği müzelere uzanan kapsamlı bir dökümün sunulmasına da tanık oluyoruz.

Sefer Turan’ın Bilim Tarihi Sohbetleri, sadece bir insanın hikayesini anlatmıyor; insanların yaptıkları iyi işlerle kendi hayatlarını olduğu kadar başkalarının hayatlarını da nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor… Bu yönüyle çalışma, bilim tarihine ilgi duyanlar için olduğu kadar İslam’ın bilimler bilimler tarihindeki yaratıcı rolünü kavramak için de bir başucu kitabı niteliğinde
208 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
"İslam medeniyetinin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak, Batılılara anlatmaktan daha zor..."


Batı’nın empoze ettiği, sorgulama ve araştırma ihtiyacı güdülmeksizin kabul edilen bir şey vardır: Müslümanlar sanatta, mimaride ve daha önemlisi bilimde, tarihin önemli safhalarında geri kalmış, insanlık adına önemli bir katkıda bulunmamıştır. Bu acı önyargının her geçen gün özellikle ülkemizde bilinçsizce büyümeye devam ettiğini görmek insanların, kültürüne ve medeniyetine sahip çıkmadığını da gözler önüne seriyor aynı zamanda…


“Bütün mesele müthiş bir şekilde gelişen ve 800 yıl insan akıl tarihinde büyük bir rol oynayan bir medeniyetin mensubu olan insanların, bütün bunların nasıl olduğunu düşünmesi, bu medeniyeti geliştiren insan tiplerini tanımasıdır. Bir Birûni’yi bir İbni Sinâ’yı tanımalarını, nasıl çalıştıklarını bilmelerini istiyorum.”


Konuşulan yabancı dilden, modaya, ilgi alanlarından, gidilen mekanlara kadar her şey dört gözle takip edilir. İzlenilen bir filmden sonra “kahraman ekol” bilince egemen olur; her yerde bir kurtarıcı moduna girer, böylece hayat onun için bir film penceresi haline gelir. Ilımlılığını buhar edip sürekli bir şeyleri yerme hevesine kapılır. “Böyle yapmakla ileri gidiyorsun.” “Şurada yanlış yaptın.”ların yerini, Amerikan hegemonyasının ürünleri olan, “Bu sersem herif ne yaptığının farkında mı?” “Bu bir aptallık, canı cehenneme!”gibi çok cesur görünen fakat perdenin arkasında korkakça söylevler duyulur. Dört gözle izlenilen bu üstün insan motifinin çok somut bir şey üretmesine gerek de yoktur, yalnızca mensubu olduğu milliyetini bile kendi özgün düşüncelerinin önüne geçirebilir ve hiçbir şeyi süzgeçten geçirme ihtiyacı duymaz. Kendi yetenek ve bilincinin farkında olan bir kişinin başka uygarlıkların üstünlük ve getirilerini bu kadar kolay kabul etmesi çok acınılası bir durum. Önünde yiyeceği olduğu halde başka yerlere dadanan kargayı andırması gibi, sürekli kendinde olanı “yabancı” bulur. Benliğini, kültürünü ve değerlerini unutarak aşağılık kompleksine giren bir insan, ya yozlaşmayı kabul etmiştir ya da kast gururuna hapsolmuştur, asıl ihanet budur.


“(…) Oradaki bilgiyi yabancı bulmadığım için bende bir aşağılık duygusu yok onlara karşı. Bir Müslüman iyi şartlar içerisinde çok iyi çalışabilirse, çok büyük neticelere varabileceği inancı var bende. Onun için milletimden Türk milletinden, Müslümanlardan böylesi bir davranışa sahip olmalarını isterim. Artık Türkler korkak ve taklitçi bir millet olmaktan kurtulmalıdır. Türkler yaratıcı olmalıdır.”




_______________________________________




Müslümanların gerilemesindeki en önemli çatlak, duraklama devrinde Batı'da meydana gelen her yeniliğe 'gavur icadı' diye yaftalayarak bakmış olmalarıdır. Işık Doğu'dan da gelirdi, ama Ümit Meriç'in dediği gibi Batı'dan da gelirdi. İnsanların sosyal ve bireysel yaşamlarında iniş çıkış dönemleri olabileceği gibi devletlerin ve medeniyetlerin de tarih sahnesinde bu dönemleri geçirerek çöktüğü, ayağa kalktığı ya da silindiği anlarını oluşturan yaşamları vardır, fakat, 70 - 80 yıl yerine ‘asırlar’ olarak görürsek bu şekilde değerlendirebiliriz. Buna, büyük kültürlerin ve medeniyetlerin kaderleri açısından bakmalıyız. Bu medeniyetler, zamanı geldiğinde bulundukları konumlarını, yükselişlerini, kendilerinin hazırladığı ardılı olan medeniyete vermek zorundadır. Bütün uygarlıklarda olduğu gibi, onların da kısa veya uzun bir süreden sonra yıpranmaları, aşınmaları, yaşlanmaları, yerlerini bir veya birkaç ardıla bırakmaları tarih sahnesinin bir gereği haline gelir. Yaşlının bir zamandan sonra önderliğini gence bırakmasında tarihin bir gerçeği vardır. Müslümanların üstünlüklelerinin teslimi, Portekizlilerin Afrika’nın bakir topraklarına işgaliyle beraber Hint Okyanusu’na yaptıkları seferler ile başlar; Müslümanlardan elde ettikleri deniz kılavuzlarıyla yeni rotalara keşifler yaparak bir anlamda fitili ateşlemiş olurlar. Coğrafi keşifler ve akabinde gelen Rönesans hareketleri bayrağın kimde olduğunun tescili haline gelir…


Bir bölümde “Din bilime engel değil.” cümlesiyle iddialı bir teze varıyor Sezgin. Hakkında bir kitap yazılabilecek, belki en az 10 satırla altı doldurulabilecek cümlenin açıklaması olarak yine cümlenin kendisini görüyoruz. Müslümanların gerilemesiyle ilgili bir geçiştirme yolunun izlenmesi ise eserin, dolayısıyla söyleşinin getirdiği bir diğer eksi yön olsa gerek.


Asırlar önce bir insan düşünün ki sayısı 100’leri bulan eserlere imza atsın ve bu eserler Avrupa’da yüzyıllar boyu ders kitabı olarak okutulsun. İbn Sina’dan Fahreddin Razi’ye, El Biruni’den, İbnü’l Heysem’e kadar birçok İslam müfessiri, bilgini, filozofu ve gökbilimcisi, sayılamayan birçok vasfı icra etmiş, bilimlerde "öncü" olarak birçok şeyin temelini atmışlardır... Bütün bu hakikatin yok sayılmasına mı üzülür insan, yoksa bilinip de hatırlanmayışına mı? Haklarının teslim edilmemesine mi, yoksa hiç isimlerinin bilinmiyor oluşuna mı? Gülhane’deki İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde hep bunu sordum kendime… Kalıplaşan önyargılar ve geçmişi öğrenmenin ancak malumat şişkinliği getireceği düşüncesi çok kez tırmaladı zihnimi. Geçmişe dönük tamamen bir asimile ürünü olan bu bilgi kirliliğini görmemek ne mümkün? Bu kısa kitap, gör(e)mediğimiz tarihi barındırıyor içinde... Ah bilebilsek!


“Ben, 60 yılımı verdim. Milletler için zaman, bir insanın ömründen ibaret değildir. Bugünkü Avrupa medeniyeti, İslam medeniyetinin muayyen şartlar içerisinde, muayyen bir devirden sonra, başka iktisadi ve jeopolitik şartlar altında ortaya çıkan devamından ibarettir.”


Bilim Medeniyet ve İslam ekseninin dışında, sayfaları çevirdikçe dil öğrenmenin önemine de vurgu yapıldığını görüyoruz çok kez. Sezgin'e göre dil masa başında öğrenilmeli. Anadilimizin bile çok iyi konuşulmadığı ülkemizde, İlkokul düzeyinde sunulan bir yabancı dil öğreniminin hepimizin bildiği üzere işe yaramadığı hatırlatılıyor. Arapça öğrenebilmek için her gün 17 saat masa başında çalışıp bunun sonucunda 7 ay gibi bir sürede öğrenebilen bir insan görüyorsak, bu işin eğitim ile değil, sebat etmek ile mümkün olduğunu tasdik edebiriz. Fakat her şeyi çok kısa sürede elde etmek gibi tezcanlı olmaktan ötürü istediğimizle kalıyoruz. Sistemin kötülüğü gibi klişe düşüncelerden sıyrılıp çamuru üzerimizde aramak gerekir. Sezgin’in bu konudaki tavsiyeleri oldukça umut verici. “Bir dil öğrenmekle insan bir medeniyetin mirasına konar. Ancak Türklerin gramer bilgileri olmadığı için yazmak konusunda sorun yaşıyorlar. Bu bizim milletimizin en büyük problemlerinden biri.”


“Yaşadığımız çağda bilgiye ulaşmak elimizin altındayken, insanların bilgiden bu kadar uzak oluşlarına şaşırmamak elde değil.” Paketlenmiş hazır bilginin kolay edinimi insanı tembelliğe sürüklemesinin ana sebebi. Zor insanı yoğurur, derine inmesini sağlar, uğraşmak karşılığında güç getirir; daha önemlisi öğrenmeyi keskinleştirir, yeni zorlara hazırlıklı kılar. “Yaşadığımız çağda insanların bilgiye ulaşması zor bir şey iken, bilgiye bu kadar yakın olmalarına şaşırmamak elde değil.” diye zamanı geri sararak uyarlayalım cümleyi. Salt internet ortamında ulaşılan ne idüğü belirsiz bilgiler şunu demeye vardırıyor: “Her zaman, her şeye fazla çabalamadan ulaşabilirim.” Elde tutma düşüncesi insanı uyuşturduğu gibi insanın kendi kendini kandırmasından da başka bir işe de yaramıyor maalesef. Yarın, yarın, yarın, hep yarın… Biz, birer Oblomov'uz.


_____________________________________



Ya Oryantalizm ve tefrika oyunları?
Batı oryantalistliği, İslami ilimler başta olmak üzere birçok alana bulaştırdıkları birtakım fikir ve tefrika oyunlarıyla rotasından saptırma girişimini amaçlayan bir oluşumu amaçlar. Bir nevi gizli ajan rolüne soyunmak da denilebilir. Arabistan’lı Lawrence’ın ektiği fitne nasıl ussal bir düşünce olarak kabul edildiyse, batıl inanç kabul edilen birtakım unsurlar da oryantalistlerin farklı bir yoldan izlediği tefrikaların ürünüdür. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru kabul ettirmek için Müslüman kimliğine bürünüp sahte fikirlerini aşılayan şeytanımsı ideolojilerdir bir nevi…


Müslümanların bilimler tarihindeki hazinelerini keşfetmeye çalışan Sezgin, Batılılardaki intihalle İslam kültüründeki rivayet zincirini kıyaslarken hem Avrupalıları hem de Müslümanları eleştirir. Sezgin, kaynak zikrederek ilim yapma geleneğinin tarihte belki de ilk defa İslam medeniyetinde teşekkül ettiğinin altını her zaman çizme gereği duyar. Söyleşisinde çok kez yineler bunu. İslam prensiplerinin başında ‘Hak’ gelir. İster ecnebi hakkı, ister ateşe tapan hakkı olsun, kaynak zikretmede gereken dikkat verilmiyorsa hırsızlığa düşülmüş olur. “Müslümanlar ecnebi hocalardan öğrendiler, onlarla birlikte çalıştılar, komplekse kapılmadılar, aşağılık duygusu hissetmediler. Bilgiyi Aristo’dan alınca Aristo’yu düşman görmediler. Ondan büyük üstat diye bahsettiler.” Sezgin’e göre, Batılı birçok düşünür, İbn Rüşd, El Cezeri ve İbnü’l Heysem’den aldıklarını eserlerinde zikretmez, intihalcilik yaparak kaynak isimleri göstermezler. Dolayısıyla İslam’da kaynak zikretme diğer kültür diyarlarında olduğundan daha fazla özen gösterilmesini Sezgin’den öğreniyoruz. Bir zamanlar o üstün Müslümanların, Hak ile bilimi yoğuran o büyük insanların, Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etmemesi beklenemezdi zaten…


Geçtiğimiz Haziran ayında aramızdan ayrılan Fuat Sezgin’i, gelecek nesillerce okunup, eserleriyle çokça hatırlanacak bu güzel insanı rahmet ve minnetle anıyorum. Geride bıraktığı eserlerle daima akıllarda olacak…


Perdelenmiş birtakım gerçekleri ortaya çıkarmak için İslam Bilimler Tarihi alanında bir ömür adayan Fuat Sezgin'in bizlere bıraktığı bazı tavsiyeleri...
-Dünyanın nimetlerinden feragat edebilmek!
-Allah korkusunu tüm şuurumuzda hissetmek.
-Masa başında oturmak ve okumak.
-Dil korkusunu yenip hemen gramere sarılmak.


Kitaplarla ve gerçeklerle kalınız. İyi okumalar…
208 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
30 Haziran 2018 (Hakk’ın rahmetine kavuştu.)


MÜSLÜMANLARIN DİKKATİNE....!!!! Bu kitap, öyle bir kitap ki, Müslümanlara kim olduğunu, nereden geldiğini, tarih sahnesinde nerede bulunduğunu, bilim tarihine ne kattıklarını, 9. ve 16. Yüzyılda ortaya çıkardıkları buluşları... Daha sayamadığım onlarca meselenin cevabını bu kitapta buldum. Artık biz Müslümanlar, Avrupa’ya karşı olan “AŞAĞILIK KOMPLEKSİ” duygularımızdan vazgeçmeliyiz. Batı, her şeyi bizden öğrendi, bizi taklit ederek gelişti. Ey Müslüman! Uyan! Kuran’a sarıl! Tüm varlığınla O’na müteveccih ol! İlim Çin’de de olsa onu al! Müslümanlar kim olduğunu hatırlamalı! Bizden bişey olmaz, yapamayız gibi tavırlardan artık sıyrılmalı! Ey kendine Müslüman diyen! Artık okumanın, araştırmanın ve bilim tarihine yeni katkılar yapmanın zamanı gelmedi mi ?
208 syf.
·3 günde·8/10
"Belki 60 ülkenin kütüphanelerini gezdim. Bütün Avrupa’nın kütüphanelerini gördüm. Fas’tan Kahire’ye kadar bütün kuzey Afrika’nın, Suriye ve İran’ın kütüphanelerini gördüm. İran kütüphaneleri de çok zengindir. Hindistan, Rusya ne varsa bütün ihtimalleri denedim."

Ilk kitabının yazılması aşamasında bu kütüphanelerde 400.000 'e yakın cilt kitabı inceliyor.Imkansiz gibi görülen bir alanda dünyada tek olma özelliğine sahip önemli bir kitabın sahibi oluyor.

 "İnsanlar zamanlarının çok kısa olduğunu unutuyorlar. Allah’ın kendilerine bir lütuf olarak verdiği bu zamanı faydalı olarak doldurma vecibesinin şuurunda değiller."

Günlük en az 17 saat çalışma prensibini hayatına oturtmuş, hocasının verdiği hedef üzerine her yıl bir dil öğrenmeye çalışmış, 27 dil bilen bir zamane alimi.
Böyle bir insanın yazdığı kitabın fihristini okumak bile bize seviye atlatir:)
Bu bereketli ömrünün meyvesi matematiksel coğrafya, Astronomi, kimya..vb bilimlerinin tarihleri hakkında her biri için titizce  yazilmis kitaplari ve İstanbul'da açılan bir müze. Bu kitap daha çok O'nu ve araştırmalarını tanıtmaya yönelik. Sizlerde bu değerli insanla  tanışmak isterseniz bu kitap başlangıç için güzel bir adım.
208 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Tarih okumayı çok severim. Özellikle tarihimizde meydana gelmiş ve milletçe gururumuzu okşayan olayları ve insanları araştırmayı,okumayı daha çok severim. Bu okumalarımdan öğrendiğim bir şey var. Batılı devletler bizden aldıklarını bize satmışlar ve bunu da insafsızca yapmışlar. İnsafsızlıkla kastettiğim şey aldıkları teknolojiyi veya bilgiyi kaynağını göstermeden sanki kendileri bulmuş veya icat etmiş gibi dünyaya sunmaları. İşte burada kitabımızın da adını oluşturan bilim tarihçiliği devreye giriyor. Prof. Dr. Fuat Sezgin.. Galiba Türkiye'nin en büyük ve dünyanın da sayılı bilim tarihçileri arasında. Bilim tarihi nedir diye bir soru gelebilir ilk anda aklınıza. Kitaptan edindiğim izlenime göre bilim tarihi dediğimiz şey insanlığın faydasına sunulmuş bir teknolojinin veya bir bilim dalının kimin tarafından ne zaman keşfedildiğinin veya keşfinden-icadından bu zamana kadar hangi aşamalardan geçtiğinin araştırılması ve incelenmesi. Basit örnekler verecek olursak, Dünyada ilk ameliyatı kim yapmıştır? İlk haritayı kim çizmiştir? Ya da kimyayı kim icat etmiştir veya keşfetmiştir? İlk deneyi kim yapmıştır? İşte bu ve bunun gibi sorular bilim tarihinin konusunu oluşturuyor. Rahmetli hocamız Fuat Sezgin'de bu alanda bazı insanlar için bir ömür sayılabilecek süre de, günde 17 saat çalışarak bu bilim alanına çok büyük katkılar vermiş. Kendisinin kıymeti biraz geç anlaşılsa da netice de anlaşılmış. Bu da bir şey.
Kitap Prof. Dr. Fuat Sezgin'in gazeteci-yazar Sefer Turan ile zaman zaman yaptığı söyleşilerin toplanmasından meydana gelmiş. Yazılanlar sohbet havasında. Kitabı okumadan kitapla ilgili şöyle bir izlenimim vardı. Tarihte Türkler veya Müslümanlar tarafından icat edilen veya keşfedilen teknolojilerin ve bilginin örnekleri ile aslında başka milletler ve dinler tarafından nasıl sahiplenildiğini öğrenecektim. Fakat tam olarak öyle olmadı. Hocamız sohbetinde örnekler vererek bunu anlatmış olsa da bu kitabın geneline hakim değil. Kitabı bitirip kapattığınızda bilmem kaç tane teknolojiyi veya bilimi biz icat etmişiz diye düşünmeyi beklemeyin. Dedim ya örnekler var ama sınırlı sayıda. Kitabın geneli aslında adından da anlaşılacağı üzere dünyada bilim tarihçiliğinin serüveni. Sürekli olarak şu müslüman alim şunu yaptı diğer din mensubu şu adam bunu kendine mal etti gibi bir anlatım yok. Bu açıdan bakacak olursak okumak istediğiniz bu kitap birazcık bilimsel oluyor ve meraklısı değilseniz bu durum sizi biraz sıkabilir. Fakat en azından Türkiye'de yetişmiş büyük bir bilim adamının örnek hayat hikayesi tüylerinizi diken diken edebilir ve bu kitap sırf Prof. Dr. Fuat Sezgin'in hayatını anlamak için bile okunabilir. Son olarak söyleşileri yapan Sefer Turan kitaba başlamadan tekrarlar konusunda beni uyarmış olsa da bu kadar tekrara düşüldüğünü düşünmemiştim açıkçası. Tekrarlar birazcık sıkıcı olabiliyor. Belki sonraki baskılarda bu durum düzeltilebilir.
Tavsiye ettiğim bir kitaptır. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
208 syf.
·2 günde
Öncelikle şunu söylemek istiyorum; Onu tanımak bilgiyle buluşmanın ne kadar önemli ve değerli olduğunu anlatıyor insana. Kitapta Prof. Dr. Fuat Sezgin’in azmini, zamana hakim olmasını görüyoruz. Bir eser yazmak için 55 yıldan fazla emek vermek, 60 ülkenin kütüphaneleri gezmek ve 27 dil öğrenmek…Kitap içerik olarak; Yazar Sefer Turan’ın Prof. Dr. Fuat Sezgin ile İslam’da Bilim ve Teknik konulu güzel sohbeti ve Prof. Dr. Fuat Sezgin’in İslam’da Bilim ve Teknik kitabından 20 sayfa alıntıdan oluşuyor. Bazı ifadelerin tekrar edilmesi biraz sıkıcı gibi olsa da genel anlamda iyiydi, keyifli bir okuma oldu. Fırsatım olduğumda İstanbul’daki İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ni de gezeceğim. Fırsatı olanların da bu müzeyi görmelerini tavsiye ederim.
208 syf.
·4 günde·10/10
Kitap seminer programı için belirlenen bir kitaptı. Çok sıkılacağımı düşünerek başladım kitabı . Hiç bu kadar keyifle okuyacağımı düşünmemiştim. Kesinlikle harika bir kitap. Birçok yerinde ne kadar da az şey biliyormuşum dedirten ve hatta Ne kadar az çalıştığımı bile düşünmeme sebeb olan bir kitap oldu. Fuat Sezgin, akıl ve bilim adına tanıyabileceğiniz nadide bir insan. Yaptığı çalışmaları konu alan karekterini tanıyacağınız güzel bir kitap olmuş. Mutlaka okunması gerek diye düşündüğüm ve kütüphanemde olmasından mutlu olduğum bir kitap.
208 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Allah rahmet eylesin. Çalışkanlılığıyla, bilgi zenginliğiyle ufkumu açtı. Türklerin aşağılık kompleksini önce kendimde sonra da öğrencilerimde yıkmaya gayret edeceğim. Hocamızın bıraktığı bayrağı görev bildim devralıyorum. İnşaAllah güzel adımlar atacağım sayesinde. Bu kitap benim için bir dönüm noktası olacak. Hedeflerim arttı, çıtayı yükseltmekle başlayacağım. Vira BismillAh...
208 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bilimler tarihinin insanlığın ortak malı olduğunu ve bugünkü batı medeniyetinin İslam medeniyetine çok şey borçlu olduğunu gözler önüne seren değerli bir bilim insanı ile yapılan uzun soluklu bir röportajın ürünü.
208 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Sefer Turan ve Fuat Sezgin söyleşisinden oluşan kitapta büyük İslam alimleri tanıtılırken, bilime nasıl bir bakış açımız olması gerektiği hakkında da bilgiler verilmektedir.
Hani bazı kitaplar vardır okuyunca kitap için, yazarı için veya ikisi için de "vay be" dersiniz. İşte bu kitap öyle oldu benim için. Fuat Sezgin kimdir, necidir, neler yapmıştır gibi sorulara cevaplar arıyorsanız bu kitap sizin için bulunmaz kaftandır. Fuat Sezgin mi? O ise bulunmaz bir derya... Bir önceki okuduğum kitap: Arapların Gözünden Haçlı Seferleri idi. İki kitap sonunda da işte, tarihe, bilime böyle bakılmalı, yıllarca bu yorumları aradım dedim kendime.
27 dil bilmesi, 17 saat çalışması günde herkesin duyduğu bilgilerdir Sezgin hakkında. Gene öğle yemeklerini on dakikaya sıkıştırdığı da... Boş zaman bulmanın dört gözle beklendiği, bulunduğu zamanda ise maalesef ki boşa harcandığı günümüzde böyle de yaşanabilirmiş, belki bu kadar olmasa da hayatımda olumlu değişiklikler yapabilirim dememizi sağlayacak bir isim... Onu Fuat Sezgin yapan durumlardan bazıları da sevdiği alana yönelmiş ve büyük bir hocadan ders almış olmasıdır.
27 Mayıs 1960 darbesi sırasında üniversitesiden uzaklaştırılan 147 akademisyenden olduğu haberini aldığında kütüphaneye gitmesi önemli bir ayrıntıdır. 1961 sonrası Almanya'ya gider ve oraya yerleşir. 1982'de Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü'nü ve buranın müzesini kurar. İstanbul'da kurduğu müzeyi ziyaret etmek için ise sabırsızlanıyorum İslam Bilimleri Tarihi ile ilgili ciltlerce eserleri mevcuttur.
Araplar'ın manevi uyanış havasına ve zaferlerden doğan güvenlerine paralel olarak güçlü bilgi açlığı yaşadığını ve bununla birlikte bilime yöneldiklerini belirtir. 7.yy ile başlayan bu süreç 9. yy'da iyice gelişir. 800 yıllık bir ilerleme dönemi söz konusu olur. Sezgin'in sürekli vurguladığı bilimde ilerleyen Müslümanlar'ın Yunanlılardan alıntılar yaparken aşağılık duygusuna kapılmadığıdır. "Büyük Aristo" gibi tasvirler dahi bulunurken, Müslümanlardan büyük bir nefretle alıntılar yapan Avrupa eserlerinde Müslümanlardan alınan bilgileri kendilerininmiş gibi kullanırlar. Oysa ki bilim ortak bir mirastır ve herkes tarafından eklemeler yapılan büyük bir nehirdir. Şimdi bizim yapmamız gereken ise "vay be neydik" kibirlenmesiyle "Avrupalılar kadar olamadık" aşağılanmasından kurtulup daima çalışmaktır!
208 syf.
·Beğendi·10/10
Son birkaç yüzyılın en temel soru ve sorunlarından biridir: İslam dünyası neden geri kaldı? Bu sorunun içerdiği "geri kalma" varsayımı son yıllarda epeyce sorgulanır hale gelmişse de, yaklaşık iki yüz yıldır siyasetin ve elitlerin verdiği cevap aynıdır: İslam dini dolayısıyla. Sefer Turan'ın Fuat Sezgin üstadımız ile yaptığı söyleşiler ve eserlerinden yapılan alıntılardan meydana gelen Bilim Tarihi Sohbetleri, nazara verdiğimiz soru ile alakadar olanlara muazzam bir malzeme sunuyor. Çok önemli ve dikkate değer, üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken bir tez de ortaya koyuyor Sezgin Hoca eserinde: İslam dünyasındaki gerileme İslam dininden, bilimden ya da düşünceden değil, siyasetten; siyasetin gerilemesinden ve acziyetinden kaynaklanıyor. Derdi olanlarımız, bu eserden başlayarak Fuat Sezgin'in bütün te'lifatını temellük etmeli. Fuat Sezgin'in Bilim Tarihi Sohbetleri adlı eseri sadece okunması değil, inceden inceye mütalaa edilmesi, ezberlenmesi gereken bir eser. Gelecekte adını daha çok duyacağımız Sezgin gibi bir değere sahip olmak milletimiz açısından büyük iftihar. Allah sağlıklı ve uzun ömür versin.
208 syf.
·2 günde·6/10
Fuat Sezgin hocam... Tam bir efsane, deha, ülkemiz ve İslam dünyası için oldukça önemli bir şahsiyet. Onun hayatına, eserlerine ve çalışmalarına dair küçük kırıntılar okumak oldukça keyif vericiydi. Keşke daha fazla bilgim olsa da 15 ciltlik eserini okuyabilsem. Ayrıca İslam bilimi ve bilimadamlarına dair yeni bilgiler öğrenmek çok heyecan vericiydi.En kısa zamanda İstanbul'da açtığı İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi müzesini ziyaret etmek istiyorum. Gelelim biraz yılan dile, kitap editörlük ve içerik açısından oldukça yetersiz, hiç bir akış ve gruplandırma yok. Hocamızın küçük bir hayat hikayesi ile başlayan kitap aniden başka bir yere geçiyor sonra bakıyorsunuz hop başka bir yer, hop başka bir alan... okuması oldukça boğucuydu, ayrıca öz Türkçe karşılıkları varken sürekli eski Türkçe kelimelerin kullanılmasını da zorlama ve sevimsiz buldum. Kitabın içeriği demek varken, neden kitabın muhteviyatı denir ?
Fuat hocayı ve İslam medeniyetini tanıma açısından verimli olan kitap umarım gelecek baskılarında daha derli toplu ve okunabilitesi artar bir duruma getirilir.
224 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Fuat Sezgin Hoca, ''Eğer geçmişi adam gibi öğrenirsek,'' diyor ve ekliyor ''Belki bir miktar aşağılık kompleksinden kurtuluruz.'' Kendisinin yapmaya çalıştığı, İslam medeniyetinin göz kamaştıran birikimini ve dünya bilimine katkılarını, bunun farkında olmayan dünyaya çalışması esas gayesidir.
Birûni 27 yaşındayken 18 yaşındaki İbn-i Sina'yla yazılı bir münakaşaya giriyor. Konu nedir biliyor musunuz? "Işığın sürati ölçüsüz müdür yani lâ mütenahi midir, yoksa zamanla ölçülebilir mi?" Ne müthiş bir şey değil mi! Böyle bir şey bugünün Türkiye'sinde bile olmaz.
Fuat Sezgin
Sayfa 79 - Timaş Yayınları, 12. baskı, 2017.
“Şimdi düşününüz; siz bir dinin mensubusunuz ve o dinin Peygamberi(SAS) ne diyor: “İki günü birbirine eşit olan insan zarardadır.” Bunu Müslümanlar kâfi derecede göz önüne almadılar. İnsanların dikkatini buna çekmediler. Demek ki İslam dini sizden her gün yeni bir şey istiyor. Yani bu soruyu her Müslüman’ın kendisine sorması lazım.”
Fuat Sezgin
Hadis zayıftır ama manası bizim için elzemdir.
"Dehşete düştüm. Çünkü ilkokulda, lisede öğrendiğimiz şeyler tamamıyla buna aykırıydı. Modern dünyanın gelişimine İslam dünyasının katkısını sıfır diye biliyorduk. Ritter'in sözleri İslam ilimleri tarihini öğrenmem için kırbaç rolü oynadı. Bütün dünyayı terk ederek gece gündüz bunun için çalıştım..."
Mesela bir işe başladıktan bir hafta sonra, insanın kendi kendisine sorması lazım “Bu hafta ben bir şey öğrendim mi?” diye.
"Türklerin gramer bilgileri yok, o yüzden dili öğrenemiyorlar, bazen iyi konuşuyorlar fakat yazamıyorlar. Bu bizim milletimizin önemli problemlerinden biridir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilim Tarihi Sohbetleri
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753524957
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pınar Yayınları
Baskılar:
Bilim Tarihi Sohbetleri
Bilim Tarihi Sohbetleri
Dünya bilim tarihçiliğinin tartışmasız en önemli isimlerinden biri merhum Fuat Sezgin’di. Derinlikli, uzun yıllara dayanan çalışmaları, sahih bakış açısıyla bilim tarihinin insanlığın ortak malı olduğunu, bugünkü Batı biliminin İslam medeniyetinin güçlü tesirleriyle doğduğunu ortaya koydu.

Sefer Turan’ın söyleşiyle şekillendirdiği Bilim Tarihi Sohbetleri İslam bilimler tarihinin en önemli isimlerinden Fuat Sezgin’in hayatı, anıları, aynı zamanda bilimler tarihine duyulan tutkunun kitabı… Yaşadıklarını dönemin toplumsal ve siyasal panoramasını çizerek anlatan Sezgin, 1940’larda adım attığı üniversitede yavaş yavaş yazma eserlerin ve bilimler tarihinin sınırsız dünyasına yolculuğunu, alışıldık kalıpların dışına çıkan öğrenme şevkini gözler önüne seriyor. Ne var ki akademik araştırmalarıyla ses getiren Sezgin, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sırasında yürütülen tasfiye sonucunda kürsüsü elinden alınan bilim adamlarımızdan biri olmaktan kurtulamayacaktır.

Fuat Sezgin, kitaptaki söyleşilerde sadece geçtiği bu yolları anlatmakla kalmıyor, bakış açısına yön veren bilimler tarihi alanındaki gelişmeleri de tüm ayrıntılarıyla sunuyor. Bir yandan icatlar, buluşlar hakkında muazzam bir sohbete şahitlik ederken diğer yandan bilimler tarihine, Hellmut Ritter, Carl Brockelmann, George Sarton, Franz Rosenthal gibi isimlere, oryantalist araştırmalardan İslam aleminin ahvaline, İslam kültür çevresinde Müslüman bilginler tarafından yapılmış aletlerin modellerinin sergilendiği müzelere uzanan kapsamlı bir dökümün sunulmasına da tanık oluyoruz.

Sefer Turan’ın Bilim Tarihi Sohbetleri, sadece bir insanın hikayesini anlatmıyor; insanların yaptıkları iyi işlerle kendi hayatlarını olduğu kadar başkalarının hayatlarını da nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor… Bu yönüyle çalışma, bilim tarihine ilgi duyanlar için olduğu kadar İslam’ın bilimler bilimler tarihindeki yaratıcı rolünü kavramak için de bir başucu kitabı niteliğinde

Kitabı okuyanlar 456 okur

  • Meryem Saydam
  • Sevde
  • Cihat Altıparmak
  • Habibe Turgut
  • Fatih Erkan
  • Vaveyla
  • YUNUS EMRE KURT
  • Simay özyakar
  • Emin Şanlı
  • OkanZlfhn

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4 (7)
9
%0.6 (1)
8
%0.6 (1)
7
%0.6 (1)
6
%0.6 (1)
5
%0
4
%0.6 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları