Ama onlarda şöyle bir durum söz konusu: Müslümanlar gibi kavnaklarını vermiyorlar, dolayısıyla onlara bu bilimlerin nereden geldiğini, tevarüs ettiğini kendilerinden pek öğrenemiyoruz. Mesela Müslümanlar Aristo için "büyük alim" derler. Galen için "faziletli" derler. Bu realiteyi, maalesef bilimler tarihi bilmiyor. Ben bunu kitaplarımda mütemadiyen ileri sürüyorum.
700 harflik bir alfabe yapıyor. Niye biliyor musunuz? Bütün hayvanların seslerini ifade edebilmek için. Böyle müthiş bir insan.. Bu adam, bütün kimya ilminin kaderini İslâm dünyasında 18. yüzyıla kadar tayin ediyor. İște en büyük âlimlerden birisidir Cabir b. Hayyân.
Bu büyük âlimlerden biri de 8. yüzyılda yaşamış olan Cabir b. Hayyân'dır. Esasında kimya bilimiyle başladı, ondan sonra da genişleterek tabiat olaylarıyla ilgilendi. Bu adam diyor ki bize: "Allah insana kâinatın bütün sır perdelerini yutacak kabiliyeti vermiştir!". Yani beşer bu kâinatta her sırrın çözümüne ulaşabilir. Aristo ise tam tersini söylüyor: "Biz bunu yapamayız!" diyor Cabir b. Hayyân öyle bir adam ki "Kâinat, matematiksel ölçüler esasına göre yaratılmıştır." diyor. Yani "Hisleri bile ölçebiliriz.
Çünkü adam, 10. yüzyılda küresel trigonometri problemleri münakaşasına dair birtakım dokümanlar veriyor ve onları izah ediyor. Dehșete düștüm ve sonra doçentime gittim. "Gördünúz mü șu seviyeyi?" dedim. Hakikaten 21. asırda bizim Türkiye'de bu yüksek düzeyde tartışmalara, münakașalara rastlayamazsınız. Böylesine muhteșem çağları arkasında bırakmış bir medeniyetin mensuplarıyız. Bunu hiç bilmiyoruz.