Âsıf

Âsıf
@Hayaliasif
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم Bu gençlik mademki gidecek o zaman Allâh yolunda gitsin.
Biz çok büyük bir medeniyetin karşısındayız, çok büyük bir bilimler tarihinin karşısındayız.
Sayfa 112·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Müslümanlarda tekâmül seviyesi
Müslümanhık Araplarla başladı. ilk Müslümanlar Araplar idi. Bunlar matematikte ne yapıyorlardı? Matematik, parmak hesabıyla yapılıyordu. Zihinlerinde iki iki daha dört eder diyerek zorla hesaplıyorlardı. Hicretin 2. yüzyılında Hintlilerden sıfırı aldılar ve 2. yüzyılın sonuna doğru cebiri müstakil bir bilim dalı olarak kurdular. Böylece ilerlediler. Mesela bir prens olan Halid bin Yezid, Mariyanus adlı bir Yunanlıdan İskenderiye şehrinde kimya öğreniyor. İlk öğrenilen şeyler basit ancak bu adam hicri 80 yıllarında kimyaya dair eserleri tercüme ediyor. Sonra hicri 180 yıllarına doğru Müslümanlar tecrübi (deneysel) kimyayı kuruyorlar. İşte buradaki tekâmül müthiş! Öbür sahalarda da öyle.. Arapların güzel bir dilleri vardı. Güzel şiirler yazıyorlardı ama gramerleri yoktu. 2. yüzyılın ortalarında ise bakıyorsunuz grameri bırakın, gramerin felsefesini yazıyorlar. Müthiş bir gelişme.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Alıntı
İnsan hayatında sürekli öğrenmek çok mühimdir. Mesela bir işe başladıktan bir hafta sonra insanın kendi kendisine sorması lazım, "Bu hafta ben bir şey öğrendim mi?" diye. Bazen seyahatlerde olduğum zaman o hafta hiçbir şey öğrenemedim gibi gelir bana! Evet... Aşağı yukarı her gün bu soruyu kendime soruyorum. Her gün alıştığım için her gün soruyorum. Zaten çalışmadığım zaman, sormama lüzum yok. Bazen müspet bir cevap gelmiyor. Çünkü yeni bir sey öğrenmek de kolay değil. Ama buna rağmen zaman birikimi de mühim. Zira bir ay sonra bakıyorsunuz ve önceye göre bir fark var. Bu mühim bir șey... Şimdi düşününüz; siz bir dinin mensubusunuz ve o dinin peygamberi ne diyor: "İki günü birbirine eşit olan insan zarardadır.. Bunu Müslümanlar kâfi derecede göz önüne almadılar. İnsanların dikkatini buna çekmediler. Demek ki İslâm dini sizden her gün yeni bir șey istiyor. Yani bu soruyu her Müslüman'ın kendisine sorması lazım... Nasıl ki bir tüccar, "Bugün kazancım ne oldu?" diye her gün kendisine sorarsa bizim gibi bilimle uğraşanlar, hayır yapmak isteyen insanlar da kendine her zaman "Bugün ne öğrendin, bugüne yeni bir hayır işledin mi?" diye sormalıdır.
Sayfa 110·Kitabı okudu
Alıntı
Muazzam Tavsiyeler.....
Bir genç kalktı, bana dedi ki: "Siz bu zor kitabı, yazıyorsunuz, bize neler tavsiye ediyorsunuz?" Ben de ona Arapça dedim ki: "Gerçek bir züht. Yani dünyanın nimetlerinden feragat edebilmek! Ben belki daha iyi şartlarda yaşayabilirdim ama otuz yıldan beri evden çıkarken çantama sadece küçük bir ekmek parçası koyarak gidiyorum enstitüme. Enstitüye geldiğimde dolabımdan ufak bir peynir parçası veya bir yağsız reçel çıkarır, onunla öğle yemeğini hallederim. Yani on dakikayı geçmiyor benim öğle yemeğim. İkincisi ise 'sabrun cemil.. Tatlı sabır.." Bunu hatırlarım daima. Ondan birkaç sene sonra Riyaď'a gittim. Televizyoncular geldi, benimle konuşurken "Bize ne tavsiye edersiniz? diye sordular. Onlara Arapça dedim ki: "Allah korkusunu.. Allah'ın bütün hareketlerimizi kontrol altında tuttuğunu bilme şuurunu tavsiye ederim." dedim. Bir de "Masa başında oturmanızı ve okumanızı tavsiye ediyorum. Ancak masa başında otururken de aklınız Oxford Caddesinde, Champs-Elysées veyahut da Kahire'nin Süleyman Pașa Caddesi'nde dolaşmakta olmasın! Aklınızla bedeninizle masanın bașında oturup okumanızı tavsiye ediyorum." dedim. Müslümanlar bugün hayatlarını uçaklarda, trenlerde, otomobillerde gezmekle geçiriyorlar. Oysa onların, düşünmeleri ve düșünüp fikirlerini geliştirmeleri gerekir. Biraz feragat ermesini bilmek lazım. Buna ek olarak bir șey daha söyleyeyim: Ben bu kitapları yazarken bazen yorulduğum oluyor masa bașında. Ara sıra biraz dinlenmek istiyorum. Sonra hemen aklıma șu geliyor: Vakit geçiyor, vakit! Zaman geçiyor! "Kendine nasıl zaman tanıyabilirsin!" diye kendime kızarım. Sonra hemen dinlenmeyi bırakır, kendimi yazmaya zorlarım. Yani okuyan, yazan, düşünen bir millet olmalıyız.
Sayfa 104·Kitabı okudu
Alıntı
Yine ibn Sina'nın tașa dair bir kitabı, 20. yüzyıla kadar Aristo adı altında tedavüldeydi. Bir başka bilgin de bunu keşfetti. Anlatabiliyor muyum? Yani muhtelif şartlar, muhtelif kültür merkezlerini zamanın sartlarına uygun bir şekilde hareket etmeye, çalışmaya zorluyor. Müslümanların, aldıkları kaynakları belirtmelerinde hadis ilminin büyük tesiri var.
Sayfa 101·Kitabı okudu
Alıntı