Müslümanlar 15. yüzyılda Afrika'nın doğusuyla Sumatra arasındaki mesafeyi bugünkü gerçeğe, aşağı yukarı tamamıyla uyacak şekilde hesaplayabiliyorlardı, düşünün. Evet, 6 bin 600 kilometrelik mesafeyi hesaplayabiliyorlardı. Bunun altında müthiş metotlar vardı... Bu Avrupa'da ancak 20. yüzyılın birinci yarısında mümkün olmuştur.
Müslümanlar hicri 2. yüzyılda kimya ilmini bir tecrübî ilim olarak kurdular. Bunu kuran adam büyük bir şahsiyet, büyük bir bilim adamıydı: Câbir bin Hayyân. Onun kitapları 12. yüzyılda Avrupa'ya intikal etti... Bu adamcağız öyle bir ilerleme katediyor ki ancak ondan sonra, 18 ve 19. yüzyılda, ona ilave edilebilecek yeni bazı kıpırdamalar görüyoruz. Bunun yüzlerce misali vardır.
(Spoiler içerir.)
Martin Eden... Jack London'un belki de en beğenilen eseri... Kurgusuyla vermek istediği mesajlarla genel olarak değerli bir kitap olduğunu belli ediyor.
Martin işçi sınıfından gelen alt tabakadan görülen kültür düzeyi düşük bir birey olarak giriyor romana. Ruth ile tanıştığı an kitaplarda filmlerde gördüğü o entel zirvenin gerçek olduğuyla karşılaşıyor. Ruth ile beraber kitapların içine düşen Martin bu evrenin ne uçsuz bucaksız bir deniz olduğunu kavrıyor ve içinde kayboluyor. Okudukça okuyor ve sonrasını yazmalar takip ediyor. Martin hayatını yazarak idame ettirmek istiyor. Bu süreçte sevdiği ve sevildiği insanlar tarafından ne kadar engellenmeye çalışıldığını, yanında olanların dahi ondan uzaklaştığını ve bu yalnızlık içinde dibi gördüğünü net olarak görebiliriz. Martin kendisine inanan bir kişi olmamasının, destekçisi olmamasının verdiği çürümeyi iliklerine kadar hissetse de gayesinden vazgeçmeden hedefine doğru ilerliyor. Uzun bir zaman sonunda hayallerini elde edince şöhreti eskiden terk eden insanları başta Ruth olmak üzere yeniden etrafına çekiyor. Martin ise ben aynı kişiyim. Siz hayatımda varken de bunları yazıyordum. Gösterdiğiniz sevgi bana değil şöhretime diyerek bu ilgiyi bir eğlence olarak görüyor elinin tersiyle itiyor. Artık hayattan yaşadığı bunalım dayanılamaz bir boyuta ulaşıyor. Ömrü denizlerde geçmiş olan bu adam yine denizle iç içe sonunu hazırlıyor.
Özetle yaşananlar bu şekildeydi lâkin asıl verilmek istenenler bu güzel kurgunun dışında zannediyorum. Kitap otobiyografik bir kitap ancak yazar tam manasıyla kendi düşüncelerini başkaraktere yüklememiş. Martin, Jack London'un zıttı görüşleri benimseyen bir yapıda. Martin okudukça Nietzsche hayranı olan bir karakter. Aslında Martin içinden geldiği kesimi en ince ayrıntılarına kadar