Sözlerime bir deryadaki damla -şaheser- olarak nitelendirdiğim -şiddetle tavsiye etmek için ilk incelememi yaptığım- can veren pervaneler'den (Hayati inanç) birkaç alıntıyla başlamak istiyorum.
Sakallı Celal
"Doğuya giden gemide batıya koşan tahtalarız." Teşhise bak! Bu ülkenin aydınları için "körler ülkesinin şaşıları" diyen de oydu.
Sakallı Celal ismini ilk defa duydum ve ismini ilk duyduğum değerlerimizden sadece biri. Acaba kendimi ya da içinde bulunduğum toplumu yeterince tanımıyor, değerlerini hakkıyla bilmiyor olabilir miyim? Bütün oklar bu sorunun cevabını kesin öylesin şeklinde yüzüme vuruyor.
Hayati Bey kitabın girişinde henüz 3. ya da 5. cümlesinde "Türkçe'den Türkçe'ye tercüme" şeklinde bir ifade kullanıyor içler acınası dedikten sonra okumaya devam ettim ve bir deryadan damla olarak nitelendirebilecegim can veren pervaneler nefesimi kesti. Bu kadar az anlayarak- yazarın payı olmasa hiç anlamayacaktım- bu kadar çok fayda, haz duymak ne mükemmel bunu eseri okuyunca anlayacaksınız.
Divan şiirinin sürekliliğini en güzel aktaran örneklerden bir tanesi Yahya Kemal Beyatlı'ya ait zannimca alıntı söyle;
" Eslâf kapıldıkça güzelden güzele
Fer vermişler o neşveyle gazelden gazele
Sönmez seher-i haşre kadar şi'r-i kadîm
Bir meş'aledir devr edilir elden ele"
Yahya Kemal divan şiirini elden ele nesilden nesile aktarılan bir meşale olarak nitelendirmekle beraber sonsuza kadar varlığını sürdürecek olmasını ne de güzel dile getiriyor - her ne kadar tercüme olmadan anlamasakta-.
Baki şiirin sultanıdır. Kanunî ise Osmanlı sultanı ikili arasındaki - ve daha birçokları- ilişkiyi Hayati bey sayesinde öğrendim ve hayran kalmamak elde değil. İçeriğine girmeden bu hikayenin tadını sizlere bırakıyorum. Fıtnat hanım ve Koca Ragıp paşa ile Haşmet bey