Ama o hayat bir türlü gelmek bilmiyor. İnsanın kendi mutsuzluğu ile ilişkisinin sadece onu beklemek olduğunu fark edene kadar uzun bir süre duygusal ve melankolik bir halde yakınınıp durdum.
Nasıl olacağını bilmiyorum ama her yanı gözetleyen modern devlet böyle gülünç gizemleri bile açığa çıkarabilir. Muhtemelen güvenlik görevlileri benim parasını ödemediğim bereyle asansöre binmemi bekliyorlar
Eskiden tren istasyonlarında ya da alt geçitlerde futbol taraftarlarının bağış çağrıışlarından korkardım. Bugünse bunun mahkumiyetlerinin yankısının duyulmasını isteyen kapana kısılmış insanların barışış olduğunu biliyorum. Hayatın zorlukları insanın üstüne öyle bir yumuşaklık yapışıyor ki ne taraftar fark ediyor bunu ne de anarşistler.
Kusursuz bir gömleğin içine neredeyse parça parça olmuş bir fanila giymek hoşuma gidiyor. Fanila yüzeysel olarak, yaşamda eryada geç göze alınacak azapların simgesidir. Ayrıca, (aslında daha çok) benim bir sanatçı olarak geleceğimi işaret ediyor. Ben (eğer böyle bir dal varsa) giysi sanatçısı olmak isterim. Daha iyisi, çürüme sanatçısı. Ben eskilikten parçalanmakta olduğu belli olan elbiseler giymeyi severim. Herkes ta başından beri giysilerinin parçalanması ile birlikte(hızlıca ve yüzeysel düşünerek kendi çürümesine tanık olur... İnsanların hırpalanmış giysilerini atma konusundaki tuhaf hevesi bence, parlanan giysilerin işaret etmeye çalıştığı sürece yatmanın bir simgesidir.