Mustafa Oğuz Haydaroğlu

Mustafa Oğuz Haydaroğlu
@Haydaroglu
Doğdum Okudum- Okuyorum Yaşıyorum Okumam bitecek Öleceğim
Fakirlik ve Sefalet
O yıllarda Anadolu’da ticaret ve zanaat gayrimüslimlerin elinde. Yüzyıllardır askere gitmemişler, semirdikçe semirmişler. Oğlu, kocası askerde olan Türk geçim sıkıntısından borçlanmış onlara. Varlarını yoklarını çıkarmışlar ellerinden. En zengin Türk bile sıradan gayrimüslimden fakir. Türk yalnızca asker olmuş, askerden dönünce de ya rençber ya çoban. Tarımın para getireni de gayrimüslimlerde. Üzüm, şarap, zeytin ve zeytinyağı üretimi onlarda. Türk’e yalnızca tahıl ve bakliyat üretimi kalmış. Anadolu’da makinalı tarım yok. Varsa yoksa karasaban. Karasabanı sürmek için ya öküz gerek ya at. Ama vergiler, kıtlık, açlık, erkek nüfus olmaması nedeniyle hayvanlar da elden çıkarılmış. Çoğu yerde insanlar çekiyor karasabanı. Çalışabilecek nüfus 1912’den bu yana bitmeyen savaşlar nedeniyle ya şehit olmuş, ya sakat kalmış… Yaşayanların büyük bölümü askerde… Ya da asker kaçağı… Çoğu yerde karasabanı çilekeş kadınlar çekiyor. Tüm bunların sonucu tarımsal üretim düşmüş… Sonuçta fakirlik tüm Anadoluyu sarmış.
Sayfa 22 - Ferfir Yayınları·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
önsöz'den
Yazarken daha iyi anladım ki, o yıllarda Mustafa Kemal önderliğindeki “Kuvvacılar”; yokluk, fakirlik ve hastalıkla boğuşan bir ülkede, yılgın, bıkkın, hayata küsmüş, düşmanın zulmü altında ezilen insanlarla, derme çatma bir orduyla, yalnız düşmanı değil düşmanın ve işbirlikçilerinin kandırdığı isyancıları yenip, ülkeyi emperyalizmin kıskacından çekip alarak bir mucizeyi gerçekleştirmişlerdir. Bir başka deyişle, 1919-1922 yılları arasında gerçekleşen Millî Mücadele bir Sarışın Kurt’un öncülüğünde yeniden Ergenekon’dan çıkıştır. Kitaba noktayı koyunca ismine de karar verdim: Mucize Yıllar
Sayfa 13 - Ferfir Yayınları·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Din insanoğlunun elindeki en büyük ve en tehlikeli silahtır.
Sayfa 48·Kitabı okudu
Havalar ısındığı için Kızılay’da Tunalı’da, Kavaklıdere’de pastanelerin, kafelerin bahçeleri tıklım tıklım oluyordu. Hatta bahçesi olmayanlar sokağa masalar koyuyorlardı. Bir gün bir dondurma tezgâhının önünden geçerken eşim “Fazlı dondurma alalım mı?” dedi. Daha önce Lütfi Üstat “Müfettiş örnek kişidir, hem işte hem özel hayatında. Giyim kuşamına dikkat eder. Sokakta, yürürken bir şey yemez içmez,” demişti. “Tamam, içeri girip yiyelim,” dedim. “Niye içeri girecekmişiz ki, alalım gezerken yeriz,” deyince, biraz da sesimi yükselterek “Müfettiş eşi olduğunu unutma. Müfettiş sokakta bir şey yemez, içmez. Tabii müfettişin yanındayken eşi de,” dedim. Kırıldı. Gönlünü almak için bunun mesleğin cilvelerinden birisi olduğu, gülü sevenin dikenine katlanacağı gibi saçma sapan bir nutuk irat ettim. Şimdi düşünüyorum da ne saçma sapan bir konu yüzünden eşimin kalbini kırmışım.
Sayfa 110·Kitabı okudu
PTT müfettişlerinin çok sık tekrarladığı bir cümle vardır: “Sayım teftişin yarısıdır.” Bu sözün doğru olduğunu müfettişlik hayatım boyunca gözlemledim. Sayımlar o merkezde işlerin nasıl yürütüldüğünün aynasıydı. Muhasebe kayıtları düzgün, gişe ve kasalar tam ise işler de genelde düzgün olurdu. Tabii ki sayımın dikkatli ve özenli yapılması kaydıyla. Yıllar geçtikçe sayımlara ikinci bir göstergeyi ekledim: tuvaletlerin temizliği. Eğer bir işyerinde tuvaletler temizse işlemler de genelde çok düzgündü. Eğer pis ise işlerde de bir pislik çıkardı…