Ah Durgun Don! Ne denir ki, nasıl anlatılır ki? Bu yaşıma kadar okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyen kitap dersem abartmış olmam. Savaş ve Barış'ı okurken de benzer duyguları yaşadım. Ama Durgun Don savaş kavramını çok daha fazla sorgulatıyor insana. Çünkü savaşın karakterler üzerindeki etkilerini öyle güzel işlemiş ki bunu yüreğinizde hissedebiliyorsunuz. Babasız kalmış çocuklar, evladını kaybetmiş ana babalar, eşini kaybetmiş kadınlar, karşı saflarda savaşan kardeşler, arkadaşlar, doğduğu topraklardan olan insanlar...Ahh ciğerim soldu okurken. Militarizme sövdüm durdum. Ve yine söylemekte fayda var : Kahrolsun savaşlar!
Bitmemiş Bir Cümlenin Noktasını Taşımak, yazarın ilk kitabı. 17 tane kısa öyküden oluşuyor. Şiirsel bir dil hakim hikayelerde. İnsanın içindeki o çıkmazı öyle güzel, akıcı bir şekilde ifade ediyor ki. Tarz olarak bana biraz Barış Bıçakçı' yı anımsattı. Ankara'da öğrenci olmuş biri olarak hikeyelerin birçoğunun Ankara'da geçmesi de ayrı bir çekti beni. En çok sevdiğim hikayeler ise: Bitmemiş Bir Cümlenin Noktasını Taşımak, Yakup Ağbi' ye Ulaşmamış İki El Mektup ve Huzursuz Bir Serçe. Bence okunası bir kitap. Tavsiye ederim.
Bazı kitaplar vardır öyle bir çırpıda okuyamazsiniz. Yavaş yavaş, sindire sindire okumak gerekir. Hasan Ali Toptaş'ın kitapları tam da böyledir. Düş ve gerçek arasında gidip geliyorsunuz, zaman kavramı anlamını yitiriyor onu ellerinde. Düşsel öğeleri öyle güzel kullanıyor ki onun zekasına her defasında hayran kalıyorum. Demem o ki: ben pek severim Hasan Ali'yi. Siz de okuyun, okutturun derim
Kitap 16 öyküden oluşuyor. Hepsi de birbirinden güzel. Sanırım beni en çok Yabu etkiledi.
Keyifli okumalar