…
Deleuze ikinci aşamada analizini (5. Bölüm, "Geçmişin imajın kendisine ait olan beyin makinesini tekrar keşfeder. Öyleyse zaman-imaj, kendinden bir düşünce-imajı yapabilir çünkü artık mekâna değil, bir "topoloji'ye aittir (a.g.e., s. 164).
Katmanları ve Şimdinin Uç Noktaları"), Welles ve Resnais'nin çok daha iyi bir şekilde aydınlattığı, Bergson'daki ikiz bellek kavramı üzerine düşünmeye doğru genişletir. (2) Öyleyse sinematografik zaman-imaj, Bergsoncu "her zaman virtüel olan saf anımsama" ile saf anımsamayı şimdideki ilişkide edimselleştiren "anı-imaj" arasındaki gerilimi tekrar çağırır (C2 1985, s. 161). Böyle bir imaj olarak anı, şimdide değildir, zamanın tamamı için geçerlidir; anı, anı-imaj da değildir, çünkü şimdi, her zaman gelecek olan olarak kalan bir geçmişten sorumludur (a.g.e., s. 163) (2.1) Öyleyse, virtüeli edimselleştiren ve edimseli virtüelleştiren zaman-imajın optik paradoksu, psikolojik olmayan "bellek-dünya" seviyesine çıkar (a.g.e., s.155); bu dünyanın devreleri, “geçmişin katmanları”na gömülürken "şimdinin [süreksiz] noktaları"na hız verir, fakat bir yandan da geçmişin çemberleriyle derinden bir iletişim kurar. Zamanın ayırıcı kesilmesi, düşüncenin sürekliliğine tekrar bağlanmış hâlde bulur kendini. Böylece, yine Bergson'un izinden giderek,
Üçüncü aşama, analizin genişlemesine son noktayı koyarken bu sefer Deleuze-Nietzsche'deki "oluş"a temas eder: Welles'in sahtekârlarında iş başında olan “yanlışın güçleri" (a.g.e., bölüm VI), zamanı saf oluş babından değerlendiren ve böylece sanatı, hakikatin tek yaratıcısı kılan dönüştürücü bir kuvvette ifade bulan Nietzscheci atılımı açığa vurur (a.g.e., s. 191). Böylece hareket, doğruluk iddiasından vazgeçer, zaman da harekete boyun eğmekten kurtulur (a.g.e., s. 186) (3) Zaman-imajın son metamorfozu, yani