Hayrettin Erkan

Hayrettin Erkan
Instgram: (erkanhayrettin) Kitap inst: @sevdaninotekiyisi YouTube kanalım: Hayrettin Erkan youtu.be/otDqwtQQh9g?si=... Şiir kitabım: Sevdanın Öte Kıyısı
Öğretmen -sosyolog-felsefeci-yazar
sosyal bilgiler öğretmenliği/sosyoloji/felsefe/Sosyoloji Yükseklisans
istanbul
8 Ağustos
739 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
… "Biz yoklukta uçan hayalî kuşlarız." Manasını uzun bir süre sonra anladım, ruhunu şimdi hissediyorum. O halde biz neyiz? Hiçbir şey, yoklukta bir hayal! Yani yokluk, yani sadece uçmak! …
Sayfa 380·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
… Deleuze ikinci aşamada analizini (5. Bölüm, "Geçmişin imajın kendisine ait olan beyin makinesini tekrar keşfeder. Öyleyse zaman-imaj, kendinden bir düşünce-imajı yapabilir çünkü artık mekâna değil, bir "topoloji'ye aittir (a.g.e., s. 164). Katmanları ve Şimdinin Uç Noktaları"), Welles ve Resnais'nin çok daha iyi bir şekilde aydınlattığı, Bergson'daki ikiz bellek kavramı üzerine düşünmeye doğru genişletir. (2) Öyleyse sinematografik zaman-imaj, Bergsoncu "her zaman virtüel olan saf anımsama" ile saf anımsamayı şimdideki ilişkide edimselleştiren "anı-imaj" arasındaki gerilimi tekrar çağırır (C2 1985, s. 161). Böyle bir imaj olarak anı, şimdide değildir, zamanın tamamı için geçerlidir; anı, anı-imaj da değildir, çünkü şimdi, her zaman gelecek olan olarak kalan bir geçmişten sorumludur (a.g.e., s. 163) (2.1) Öyleyse, virtüeli edimselleştiren ve edimseli virtüelleştiren zaman-imajın optik paradoksu, psikolojik olmayan "bellek-dünya" seviyesine çıkar (a.g.e., s.155); bu dünyanın devreleri, “geçmişin katmanları”na gömülürken "şimdinin [süreksiz] noktaları"na hız verir, fakat bir yandan da geçmişin çemberleriyle derinden bir iletişim kurar. Zamanın ayırıcı kesilmesi, düşüncenin sürekliliğine tekrar bağlanmış hâlde bulur kendini. Böylece, yine Bergson'un izinden giderek, Üçüncü aşama, analizin genişlemesine son noktayı koyarken bu sefer Deleuze-Nietzsche'deki "oluş"a temas eder: Welles'in sahtekârlarında iş başında olan “yanlışın güçleri" (a.g.e., bölüm VI), zamanı saf oluş babından değerlendiren ve böylece sanatı, hakikatin tek yaratıcısı kılan dönüştürücü bir kuvvette ifade bulan Nietzscheci atılımı açığa vurur (a.g.e., s. 191). Böylece hareket, doğruluk iddiasından vazgeçer, zaman da harekete boyun eğmekten kurtulur (a.g.e., s. 186) (3) Zaman-imajın son metamorfozu, yani
Sayfa 350·Kitabı okudu
Alıntı
… Öyleyse "yüzü bozmak gerekir, bu da rını delmekle, öznelliğin kara deliğinden çıkmakla aynı şeydir" (a.g.e., s. 230). Dahası, "yaşayan, gayri-öznel bir sevdayı tekrar alevlendirmek gerekir [...], bu sevdada herkes bir diğerinin bilinmeyen mekânlarıyla, bu mekânlara girmeden veya fethetmeden, bağlantı kurar..." (a.g.e., s. 232). Dile gelince, o da kendiliğinden bir mesaj vermez: “Bir dil her zaman sözcelerini dile getiren yüzlere yakalanmış hâldedir" (a.g.e., s. 220).. Ve hatta "Yüz, ne korkunçtur, doğallığında ay manzarasıdir [...], yüzü insandışı, [...] ucube bir maske hâline getirmek için yakın plana hiç gerek yoktur" (a.g.e., s. 233). Deleuze ve Guattari'nin sadece Jean Fautrier veya Zoran Music çizgisine yerleştirebileceğimiz "gayriresmî" sanatçıların çizdiği insanlıktan arındırılmış insanların kireç beyazı (hatta pul pul dökülen) yüzlerini dikkate aldığına inanabilir miyiz? 1 Oysa Deleuze ve Guattari için beyaz, delikli, insandışı olan, insan yüzü denen yüzün ta kendisidir. Çünkü "yüzsellik makinesi," "yüzün toplumsal üretimidir, [...] tüm bedenlerin yüzselleştirilmesini yönetir" (a.g.e., s. 222). Aslında “yüze sahip olmaktan ziyade bir yüzün içine batmış durumdayızdır" (a.g.e., s. 217) -belli bir fotoğraf türü bunu zorunlu bile kılarve "yüzler, kendi öznelerini seçerler" (a.g.e., s. 220). Öyleyse yüzün tam da kendisi olduğu için yüzün üzerine uygulandığını söyleyemeyeceğimiz kara deliklerle delik deşik olmuş bu beyaz karton suret nedir? Maske midir? Asla. Çünkü "maskeler, yüzü oluşturmaktan ziyade kafanın bedene ait olmasını sağlar" (a.g.e., s. 216). Yüzün bu şekilde "kınanması" iki başlı yazarımız için yüzün "evrensel olmadığı," "büyük beyaz yanakları ve kara delik gözleriyle Beyaz Adamın kendisi olduğu" göz önünde bulundurularak açıklanabilir (a.g.e.).
Sayfa 345·Kitabı okudu
Alıntı
YÜZSELLİK (DELEUZE VE GUATTARI 1980) • Gösterenin toplumsal makineleşmesi ve üretimi. Beyaz ve Hıristiyan Avrupalı erkeğin figürü olan siyah delikli beyaz yüzey. Mütekabili, manzaradır. … ceğine işaret eder). Deleuze ve (1) "... yüz, bir yüzey-deliği, delikli yüzey sisteminin bir parçasıdır (...). Yüz, bir yüzeydir" (MP1980, s. 208). Fakat yüz, illa ki insana ait değildir, (2) "...hatta yüzde mutlak surette insandışı olan bir şeyler vardır [...]. O kadar ki insanın bir alınyazısı varsa eğer, yüzden kaçmak onun alınyazısıdır..." (a.g.e., s. 209)."Yüzün insandışılığı” (a.g.e., s. 222). Yüzsellik makinesi, yüzselleştirmenin soyut makinesi de Şöyle tarif edilir, (3) "Bu makineye yüzsellik makinesi denir çünkü yüzün toplumsal üretimidir, çünkü tüm bedenin, etrafındaki her şeyin ve nesnelerin yüzselleştirilmesini, tüm dünyaların veya ortamların manzaralaştırılmasını o yönetir" (a.g.e.). Nihayet: (4) "yüzün çok önemli bir mütekabili vardır: yersizyurtsuzlaşmış bir dünya [olan] manzara” ve “sinemanın yakın planı yüzü öncelikle manzara [...] siyah delik ve beyaz duvar [...] olarak ele alır" (a.g.e., s. 211-212). s.343-344
Sayfa 343·Kitabı okudu
Alıntı
… Yine de hakiki yersizyurtsuzlaşmayı, tüm mekânlardan, dünyadan kaçış olarak değil de "mekânda bulunma, mekânda olma tarzı" (MP 1980, a.602) olarak, yani, örneğin bekârı (K 1975, s. 25, 130 [104]) ya da -Toynbee'nin dediği gibi- "yerinden kıpırdamayan" (MP 1980, s. 602)- "hakiki göçebe"yi "saf yeğinlikte", "olduğu yerde yolculuk etme" olarak tarif etmek iyi bir fikirdir. Mevzumuz, Deleuze ve Guattari'de "mutlak" yersizyurtsuzlaşmanın şiirsel imajlarının hakkını vermekten ibaret olsaydı, zorluk yalnızca seçim yapmakla, imajların arasından ikisini seçmekle ilgili olurdu. Bunların ilki, yeryüzünün, “sağlam, Kozmosa bağlı❞ yeryüzü, yani "yaratım çizgilerinin, yani pek çok oluşun içinden geçtiği [...]" yeryüzüyle -Nietzsche'nin arzuladığı hafif yeryüzüyle- sonuçlanacak olan mutlak ve olumlu yersizyurtsuzlaşmasıdır. İkinci imaj, Günlükler'inde dünyanın her yerine yaptığı yolculuklardan bahseden ve “kaçışı”nın❞ kendisini "ayaklarının üzerinde tutan şey" olduğunu ve yalnızca ayaklarının onu “dünyada tutabileceğini" söyleyen Kafka'dır (K 1975, s. 130 [104]). Ama amaç öncelikle Deleuze ve Guattari'yi okuyarak, sadece düşüncenin hakkını vermekse, o zaman şu hakikati teslim edebiliriz: “Düşünmek yolculuk etmektir" (MP 1980, s. 602). Robert Sasso s.340-341
Sayfa 340·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam