Hayrettin Erkan

Hayrettin Erkan
Instgram: (erkanhayrettin) Kitap inst: @sevdaninotekiyisi YouTube kanalım: Hayrettin Erkan youtu.be/otDqwtQQh9g?si=... Şiir kitabım: Sevdanın Öte Kıyısı
Öğretmen -sosyolog-felsefeci-yazar
sosyal bilgiler öğretmenliği/sosyoloji/felsefe/Sosyoloji Yükseklisans
istanbul
8 Ağustos
739 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
… yerliyurtlulaşma/yersizyurtsuzlaşma ve içkinlik düzlemi. Yersizyurtsuzlaşmak bir alışkanlıktan, yerleşiklikten çıkmak demektir. Daha açıkçası, bir yabancılaşmadan, sarih özneleşme süreçlerinden kaçınmak demektir. (A 1972, s. 162 [204]). Yani tekrar, içkin olarak bir farkı muhteva eder, katedilen yeryurdun farkını. Yersizyurtsuzlaşma nasıl ki fiziksel bir göçebeliğe yol açabiliyorsa bilincin göçebeliğini de tetikler. Yeni bir düşünce imajını kışkırtır (örneğin devrimci-oluş). Yersizyurtsuzlaşma her zaman tekildir, yeni düzenlemeler, yeni akışlar tarafından üretildiği gibi, bu düzenlemelere ve akışların fışkırmasına da izin verir. … s.296-297
Sayfa 296·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
TEKANLAMLILIK (DELEUZE, 1968) Tüm bireyleştirici farkları ve içsel modlulukları için, varlığın bir ve aynı anlamda söylenmesi. TARİHÇE Tekanlamlılık kavramının kaynağı, Jean Duns Scotus'un (1266-1308) sorduğu belirli bir sorudur. Dönemin tüm teolojisinin geçerliliği, bu basit ve mantıksal soruya dayanır. Bu soru, metafiziğe yeni alanlar da açar: Sonlu ve yaratılmış olan varlığın var olması, sonsuz ve yaratılmamış olan varlığın, yani Tanrının var olmasına nasıl katılabilir? Varlıkla Tanrı nasıl ortak bir var olma hâlini paylaşabilirler, hem de bu hâl her belirlenimde farklı modluluklar almayacaksa? Duns Scotus böylece yürürlükteki analojiyi de reddetmiş olur. Varlık, bir birimin tanımını bulacağı ortak, benzer bir varoluşa etkili bir şekilde sahip olamaz. Ortaya konan bu problemle birlikte, mantık metafiziğe yatırım yapar ve onu bilim olarak tesis eder (LP 1988, s. 13-15 [16-18]). Duns Scotus'un tekanlamlılık kavramını yaratarak verdiği yanıt, bu zorluğu mantıksal bir çözüme kavuşturur. Tekanlamlılık, farklı varolanlar için, varlıklar ve Tanrı için ortak olandır, bunların farklarını tam da içsel olarak kavrayandır. Bu ise, analojinin aksine, tekanlamlılık kavramının var olması için bir şeyde tikel ve bir bütün olarak cisimleşmesinin gerekmediği anlamına gelir. Tanrı, aynı anda hem varlıktadır hem de değildir. Tanrının yaratılmış olmaması gibi, varlık da sonsuz değildir. Yine de Tanrı, varlıktadır, tıpkı varlığın Tanrıda olması gibi (a.g.e., s. 95 [107]). Demek ki varolanın fark olarak ifadesi yine varolana aittir. Bu aitliğin ilkesi, tekanlamlılıktır. Varolanın edimselliği olarak form, böylece hep tekil ola caktır. Aslında form, ancak ifadesi son derece değişken olan bir varolanın etkisi altında kendini gösterecektir. Bu form, açık kalacaktır, başka bir deyişle
Sayfa 289·Kitabı okudu
Alıntı
ŞİZOANALİZ (DELEUZE-GUATTARI, 1972) • (1) Gruplarda ve bireylerde akışların kendine has doğasının ve libidinal yatırımların şizofren yaşantıdan esinlenilerek yapılan analizi. Bu analizden belirli bir siyaset teorisi çıkar. • (2) Şizofren, şizoid durumlar ve üretimlerin, arzuyu kurmaya dönük olarak, öznenin tedavi eden-tedavi edilen çalışmasıyla dinamik olarak inşasından hareketle analizi. "Şizoanalizin❞ iki anlamından ilki, "Mikropolitika" makalesine dayanır, burada bu ilk anlama değinmekle yetinip, sadece ikincisini ayrıntılı olarak analiz edeceğiz. Psikoz, Félix Guattari'nin Jean Oury ile yürüttüğü antipsikiyatri pratiğinin klinik analizinin ve Gilles Deleuze'ün metinsel pratiğinin merkezinde yer alır. …
Sayfa 283·Kitabı okudu
Alıntı
… (2) "Simülakramun özünde kopya olmak değil, tüm modelleri tersine çevirerek tüm kopyaları da tersine çevirmek vardır" (a.g.e., s. 1 [16]). Platon'da kopya, özdeşten farklı olan, model de kendisiyle özdeş olandır. Özdeşin, tekrar hâline gelmesi (diferansiyel), farkın (farkların farkının) da kendisine gönderilen fark, kendinde fark olması gerekir. "Simülakrumda tekrar zaten tekrarlarla ilgilidir, fark da farklarla" (a.g.e., s. 2 [16]). "Simülakrum, bizzat tekrardır" (a.g.e., s. 28). Böylece şu genel tanıma ulaşılır: (3) "Simülakrum derken, bunu basit bir taklit olarak değil, daha ziyade, bizzat ayrıcalıklı bir model veya konum fikrinin sorgulandığı ve tersyüz edildiği eylem olarak anlamalıyız" (a.g.e., s. 95 [104]). Deleuze, bu kullanımın kendinde farkı iki ıraksayan dizi Jiçiminde içerdiğini belirtir: “Simülakrumun ölçü birimi, ayrık olandır, farkın farkıdır" (a.g.e.), burada ayrık olan, aynı anda hem uzaklığı hem de farkı olumlayan ıraksamadır (LS 1969, s. 202 [193]). Simülakramun işleyişini tanımlayarak devam eden Deleuze, simülakrumun bileşenlerinin bir tür tarifini veren yeni bir tanım önerir: la (4) "Simülakrum [...] şeytani bir imajdır [...], farkyaşar, bir ayrılık üzerine kurulmuş olan bir benzerlik yanılsaması üretir, kendisini oluşturan dizilerin benzemezliği, bir arada var olan görüş noktalarının ıraksaması" (DR 1968, s. 166 [176]). "Serbest farklar okyanusunu, göçebe dağılımları, taçlı anarşileri" (a.g.e., s. 341 [347]) içerir, temelin altını oyar, onu alıp bin parçaya bölerek temelsizleştirir (a.g.e., s. 352), "kişisiz bireyleşmelerin ve birey-öncesi tekilliklerin dünyasını, yani temsillerden taşan temelsizin gerçek doğası olarak dünyayı " (a.g.e., s. 355 [360]) açığa çıkarır. Bir benzemezliği içselleştirir (LS 1969, s. 295 [281]). Simülakrum
Sayfa 280·Kitabı okudu
SİMÜLAKRUM (DELEUZE 1968) "Ayrık ve yankılanan dizisi, karanlık öncüsü ve zorlama hareketiyle birlikte diferansiyel [bir] sistem”, yani kıvrımın başka bir kıvrımla, bu iki kıvrımı sonsuz hızda hiç durmadan kateden ve tekrar tanımlayan adeta bir şok dalgası yaratarak karşılaşması. TARİHÇE Nietzsche'den ödünç alınıp Anlamın Mantığı boyunca ve Lucretius üzerine Ek'te geliştirilen “simülakrum" terimi Fark ve Tekrar'dan itibaren karşımıza çıkar. Fakat Deleuze'ün kelime hazinesindeki ömrü uzun olmaz. Anti-Ödipus'ta, örneğin 315321. [351-357] sayfalarda bu terime tekrar rastlarız, ama terim daha sonra bir kenara atılır, hatta aynı anda dizilerin "fazla yapısalcı" niteliği ve Anlamın Mantığı'ndaki önermelere sistematik olarak fazlasıyla sıkıştırılmış olan evren de reddedilir. Yine de bu durum, kavramın temsil ettiği gerçekliğin ortadan kaybolduğu anlamına gelmez, sadece ismi değişir. İlk verilen tanım, Deleuze'ün metninin ne kadar teknik olduğunu gözler önüne serer: (1) "Ayrık ve yankılanan dizileriyle, karanlık öncüleri ve zorlama hareketleriyle bu diferansiyel sistemlere simülakrum veya fantazm denir" (DR 1968, s. 165 [174]). …
Sayfa 279·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam