İçimde tonla kimlik taşıyorum ve tekinin bile hayrını görmüyorum. Hepsi yamru yumru. Hepsi ayrı telden çalıyor. Duymamak için kulaklarımı tıkasam da çıldırtıcı uğultuları kesilmiyor.
Fakülte yıllarım ruhumu ve bedenimi hırpalayarak,kendim dediğim şeyin sınırlarını yoklayarak, hayata binbir emekle bağlandığım ipleri koparıp sonra yeniden bağlamak için çırpınarak geçti.
İçime ne zaman baksam orada vıcır vıcır kurtçuklar gibi kaynaşan adamlarımı, kadınlarımı,hayvanlarımı, meleklerimi ve şeytanlarımı görüp hemen gözlerimi kaçırıyorum. Eskiden, parçalarımı ayrıştırıp önüme koyamayacak kadar yekpareyken, kendimi kolayca yok sayabiliyordum.Fakat bu delik deşik halimin üstesinden gelmekte zorlanıyorum. Beni yaş yaş, şehir şehir, fotoğraf fotoğraf parçalara ayıran, sonra da hepimizi yan yana koyup aramızda sul sağlamaya çalışan Çiğdem Hanım’ın marifeti bu.
Eski bir zaaf bu. Kuyruğu dik tutma telaşı. Yenen yumruğu daha acımadı ki tebessümüyle karşılama inadı. Ne uğursuz tebessümdür o, ne fena histir insanı kendi cehenneminde zebaniye çevirir.