Her şeyi görmekten, duymaktan hayır gelmez. Bize sorun yaşatacak birçok konu biz fark etmeden yanımızdan geçip gidebilir, çoğu onları görmezden gelen kişi için zaten önemsiz- dir Öfkelenmekten kaçınmak istiyorsanız kendi işinize bakmalısınız. Kendisi hakkında ne söylendiğini soran, özel bir sohbette dahi olsa kaba bir dedikoduyu ortaya çıkaran kişi, kendi huzurunu bozar Bazı şeyler yapılan tefsirden dolayı yanlış gibi görünür; onları düşünmeyi ertelemeli, onlarla alay etmeli ya da hattâ onlara yok olmaları için izin vermelisiniz.
Dediğim gibi, öfkeyi uyandıran iki şey vardır: İlki haksızlığa uğradığımızı düşünmek ki bundan yeterince bahsettim. Diğeri ise adaletsizliğe uğradığımız fikri üzerine Şimdi bunun üzerine konuşmanın vakti gelmiştir. İnsanlar bazı şeyleri ya onlardan acı çekmemeleri gerektiği için ya da onlardan acı çekmeyi ummadıkları için “adaletsizlik” sayıp yargılarlar. Öngörülemeyen şeylerin hak edilmediğini düşünüyoruz ve en çok umuda ve beklentiye aykırı olaylar bizi heyecanlan- dırıyor. İşte bu yüzden aile hayatımızdaki önemsiz şeylerden rahatsız oluruz ve arkadaşlarımızın ilgisizliklerini bilé iste- yerek yapmış olduklarını düşünüp bu yüzden üzülürüz. "Öyleyse düşmanların yanlışları bizi nasıl öfkelendirir?" Çünkü biz bu olayları onlardan beklememişizdir ya da bize bu denli zararları dokunacağını düşünememişizdir. Bu kendimizi aşıri sevmemizden dolayıdır. Düşmanlarımızın bile bize zarar veremeyeceğini düşünürüz. Her birimizin içinde bir hükümdarın zihniyeti vardır; kendisi için sınırsız yetki ister ama bu sınırsızlığın bedelini ödemek istemez. Yani bizi öfkeye me- yilli yapan şey ya kibir ya da gerçekleri bilmemektir.Oysaki kötü adamların kötülük yapmasından daha doğal ne vardır?