“Senin yaptığın iş belki güzel ama; muhatabın henüz başka bir noktadadır, başka bir merhalededir, hemen anlamayabilir. Tabi onu da o merhaleye getiren sebepler var, onu da o noktaya iten sebepler var; sen bütüne bak, hepsini içine al, şartları iyi tahlil et. Hamlık yapma, yaptığın iş güzel bile olsa, söylediğin söz doğru bile olsa, muhatabının ortamını, şartlarını, durumunu iyi tahlil et; henüz anlamaya müsait değildir, bir söz söylersin, bu defa reddeder, tümüyle inada girer, kaybedersin, sen de sebep olmuş olursun; yol çok hassastır. Muhatabının inadını arttırmak değil ki senin işin. Bazen öyle üstten, öyle emin, öyle kesin, öyle merhametsiz, öyle şefkatsiz, öyle ham, öyle çiğ, öyle kibirle dile getirirsin ki hakikati; kendi söylediğine kendin perde olursun. Doğruyu söylerken doğru olmak lazım. Muhatabın, söylediğine değil, sana bakar. Sende o merhametsizliği, o acımasızlığı, o kıyıcılığıo ahkâm kesen tavrı görür ve senden de kaçar, sendeki hakikatten de. Ne olacak şimdi? Bu büyük kabahattir. İnsanlar zaten her şeyden çekinir durumdalar, gönülle yaklaş, ılık yaklaş, sevgiyle, muhabbetle yaklaş. Hak, hamlıkla söylenir mi?"