Hasan Dağ

Hasan Dağ
«Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe» «Herkes kendi içine baksın.»
La ilahe illallah yaşam biçimidir.İnanan kimse değerlerini, düşüncelerini, ölçülerini insana dayandırmaz. Bu nedenle insanların kendisini yanlış anlamaları karşısında üzüntüye kapılmaz. Aksine o bütün söz konusu kavramlarını, insanların Rabbi olan Allah'a dayandırır.
Sayfa 110 - Yüksel Yayıncılık·Kitabı okudu
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ağabeyinin idam edilmemesini isteyen Hamide Kutub, teklifi kardeşine iletti, ısrarcı da oldu ancak Seyyid Kutub'un cevab1 gayet açık ve tavizsizoldu. Kutub, bu teklife karşılık "Eğer idamı haketmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam batıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!" dedi. Akabinde de "Namazda Allah'in birliğine şehadet eden parmağım, bir tağutun hükmünü asla onaylamayacaktır!" diyerek uzlaşma tekliflerini reddetti.
Sayfa 108 - Yüksel Yayıncılık·Kitabı okudu
Din
Allah kitabında adaleti kaim kılın derken kul, zulümle irtikâp ediyorsa, dayanışın derken ayrılık içincde fırka fırka oluyorsa, liyakati önceleyin derken akraba, aşiret, arkadaş tercihi sayesinde layık olmayanlara işleri tevdi ediyorsa, gurur ve kibirden uzak durun derken küçük dağları ben yarattım havasında hareket ediyorsa, çalışın, çabalayın, üretin derken tembelliğin dip kuyusunda tüketim çılgınlığna kapılmışsa, gıybet etmeyin, zan ve tecessüs ile vaktinizi heder etmeyin derken her tür ahlaki zafiyet içinde hareket ediyorsa "Ben Müslümanım, Allah bana niçin yardım etmiyor?" demenin kime ne faydası olur bir düşünün! Oysa Müslüman oldum demek bir iddiadır ve bu iddianın ispatlanması halinde Müslümanlık söz konusu olur, İslam ise bu dinin adıdır. Bu din, hayatın her anına müdahale eden ve kanun ve kaideler vazeden bir dindir. Hayata müdahil olmayan bir dinin adı İslam olmaz.
Sayfa 94 - Yüksel Yayıncılık·Kitabı okudu
Din
ÖRNEK KUR'AN NESLİ
İlk örnek neslin insanları, Kur'an'ı kültürlü olma,inceleme yapma, zevk alma ve eğlenme amacıyla okumuyorlardı. Onlardan hiçbirisi mücerred manada kültür hazinesini artırmak, ilmî ve fikhî meselelerden iddialarına delil bularak dağarcığını doldurmak maksadıyla Kur'an'ı ele almazlardı. Onlar gerek kendileri gerek içinde yaşadıkları cemaat gerekse kendisinin ve cemaatinin yaşadığı hayatın durumunun nasıl olması gerektiği hakkında Allah'ın emrini öğrenmek için Kur'an'ı ele alırlardı. Onlar, Allah'ın emrini işittiği anda hemen onunla amel etmek için öğreniyorlardı. Tıpkı,savaş meydanındaki bir askerin "günlük emri " işitir işitmez hemen akabinde onu yerine getirdiği gibi! Bu sebeple, onlardan hiçbirisi bir oturuşta bildirilenden fazla ve uzun talimat öğrenmek istemezdi. Çünkü onlar biliyordu ki çok sayıda emir ve talimat öğrenmek.Omuzlarına yüklelediği görev ve sorumluluğu artıracaktı. İbn-i Mesûd radıyallahu anh'ın rivayet ettiği bir ha diste geçtiği üzere onlar ezberleyip kendisiyle amel edinceye kadar on ayetle yetinirlerdi. Bu şuur... Uygulamak için öğrenme şuuru... Bu şuur onlara, Kur'an'dan manevi haz ve bilgi ufukları açıyordu. Şayet onlar, Kur'an'a sadece araştırma, inceleme ve bilgi edinme şuuruyla yönelmiş olsalardı; kendilerine bu ufuklar açılmazdı. Bu şuur sayesinde kendilerine uygulama kolaylaşıyor ve sorumluluklarının yükü hafifletiliyordu. Onlar, Kur'an'ı kişilikleriyle karıştırıp, özümseyerek pratik bir metotla hem kendi vicdanlarına hem de hayatlarına aktarıyorlardı. Öte yandan da bu metot uyarınca onlar için Kur'an, zihinlerin ve sayfaların içinde mahpus kalmayan, hayatın seyir çizgisini değiştiren olaylara ve sonuçlara yol açan hareketli bir "kültür ve eğitim metodu" haline geliyordu Şüphesiz ki Kur'an, ancak bu ruhla kendisine yönelenlere hazinelerini
Sayfa 85 - Yüksel Yayıncılık·Kitabı okudu
Din
Feryat ve imdat sesleri yükselen batılılar başka bir çözüm ve kurtuluş yolu olarak insan hakkında ilimleri çoğaltmayı öneriyorlar. Her şeyin ölçüsü insan olmalıdır, diyorlar. Bu uygarlıkta gerçeğin tam bunun zıttı olduğunu belirtiyorlar. Çünkü insan kendi elleriyle kurduğu bu dünyaya artık yabancılaşmıştır. Kendi dünyasını kendisi düzenleyememektedir. Çünkü kendi doğasına ilişkin yeterli bir bilgiye sahip değildir. Bu nedenle fizik bilimlerinin sosyal bilimlere oranla daha çok ilerlemesi insanlığı mutsuz kılan en büyük felakettir-, diyorlar. Sosyal bilimlerin daha fazla gerekliliğine ilişkin batılıların söylediklerine katılıyoruz. Fakat tek başına bunun yeterli olmadığını da biliyoruz. Sosyal bilimlerde daha çok ilerlediğimizde de kurtuluş yolunu bulacağımızdan emin değiliz. Sonra, sosyal bilimlere onların güvendiği kadar güvenimiz de yoktur. Başka bir seçeneği olmadığı için onlar gibi eli kolu bağlı da kalmıyoruz. Kuşkusuz insanla ilgili bilimlerin daha fazlasına biz de evet, diyoruz. İnsanı ne ölçüde tanıyabileceğimiz konusunda gücümüzü ve sosyal bilimlerin gücünü en azından öğrenmek isteriz. İnsan konusunda gücümüzü aşan ve elimizin uzanamayacağı bilinmez yönlerinin neler olduğunu da bilmek isteriz. İnsan konusunda egemen olabileceğimiz ve olamayacağımız yönleri, ışığında belirlemek için bu bilgiye ihtiyacımız vardır. Oysa batılıların kendileri daha önce sosyal bilimlerin fizik bilimlerinden geri kalmasının, bir taraftan hayatın karmaşıklığı, diğer taraftan aklımızın doğası nedeniyle olduğunu ve bu nedenlerin geçici olmayıp kalıcı ve doğal olduğunu belirtmişlerdi. Bu nedenle sosyal bilimlerin hiçbir zaman fizik bilimlerinin ulaştığı düzeye ulaşamayacağını, çünkü sosyal bilimleri geri bırakan nedenlerin ortadan kalkmasının mümkün olmadığını kendileri
Sayfa 57 - Yüksel Yayıncılık·Kitabı okudu
Din