Evrensel bir bilgelik şöyledir: “Düşüncelerine dikkat et, söze dönüşürler; sözlerine dikkat et, eyleme dönüşürler; eylemlerine dikkat et, alışkanlık olurlar; alışkanlıklarına dikkat et, kişiliğin olurlar; kişiliğine dikkat et, kaderini biçimlendirir.”
Bir şeyler yapmanın bir maliyeti olduğu gibi, hiçbir şey yapmayıp atıl halde durmanın da bir maliyeti vardır. Hareket aşındırabilir ama atalet de paslandırır. Atalet insanın içini çürütür. Atalet “baş”tan aşağı yayılma eğilimindedir.
Newton’a göre, nesneler, hangi halde bulunuyorlarsa, o hali aynen devam ettirmek isterler. Ataletliler, atalet halinde kalmak, hareketliler hareket halinde olmak isterler. Kendi deyişiyle, “Eğer bir cismin üzerine etki eden toplam kuvvet sıfır ise, durmakta olan bir cisim durmayı, hareket etmekte olan bir cisim ise aynı yönde ve hızda hareket etmeyi sürdürür.”
Herkesin önünde keman çalmayı bir süreliğine bırakıp, kemanın tellerini akort etmek istiyordum. Bu kaybedenlere özgü bir kaçış değildi, kazananlara özgü bir arayıştı.
Viyana’nın ve Budapeşte’nin kenar mahallelerinde geniş kitleler “kira kışlası-mietskasarne” denen ve sefalet taşan apartmanlarında yaşıyordu; yetişkin gençler için bile ayakkabı bir lükstü.
Oysa Birinci Dünya Savaşı, bu kitleleri silahaltına aldığında bot ve çizme vermek zorunda kaldı. Silahlar pahalıydı.