"Jack, ben Lloyd Bowman. Şifreyi çözdüm. Ne dediğini hemen şimdi öğrenmen lazım."
"Tamam Lloyd." Crawford'un ayakları terlikleri aradı.
"Diyor ki: Graham'ın evi Florida, Marathon'da. Kendine iyi bak. Hepsini öldür."
Fakat Ejder'i anlamaya başlamak için, onun kendi karanlığındaki soğuk damlaların sesini duymak için, onun kızıla buladığı dünyasını izlemek için, Graham hiç göremeyeceği şeyleri görmek zorunda kalacak ve zamanda uçması gerekecekti...
-𐙚
Tarot kartları, tarot kartları üzerine kurulmuş büyü sistemi, büyüyü kullanmak için kız kardeşler olan cadılar ve bir araya gelen kız kardeş cadıların paravan adı kuzgunlar. Resmen özenle sevdiğim şeyler bir araya gelmişti ki çokta uzun sürmedi ve Kuzgunlar ne yazık ki beklentimin altında kalarak benden 6/10 puan alıp Önerirsem, “fantastiğe başlama kitabı” olarak önereceğim bir içerik oldu.
Öncelikle Kuzgunlar tek kitap olmayı hak etmiyordu. Okuyanlarınız “Bunun nesini iki kitapta görmek istiyorsun?” diye sorabilir. Pekâlâ kendimce sebeplerim var. Kurgu; evren, olay ve karakterler bakımından ilk yüz küsur sayfada beni öyle heyecanlandırdı ki kendi kendime “İşte, şu an kesinlikle favori kitaplarımdan birini okuyorum.” dedim. Ancak biraz daha okudum ve bir anda “Yok, böyle yazmamışlardır.” derken buldum kendimi.
Kitabın en başında iki farklı karakterden, iki farklı yazardan bir şey okuyacağım düşüncesinden ve iki kızımızın nasıl yakınlaşacağını düşünmekten pek bir heyecanlıydım. Fakat canı sağ olsun (olmasın) Mason her şeyi berbat etti. Karakterin motivasyonunu anlıyorum ama Scar’la iki yıl beraberken ve geleceklerini tasarlarken değil de iki aylık çıktığı tatilden sonra mı fark etti aslında bu tarz bir hayatı istemediğini? (:D) Gerçi tek sorun Mason bile değil. Kitap boyunca pek çok karakter görüyoruz, özellikle Kappa’nın kızlarını. Fakat hiçbiri bırak kalbimde, aklımda bile yer edinemedi. Bu garip, çünkü kız kardeşlik teması öylesine hoşuma gitmişti ve Scar öylesine Kappa’ya bağlıydı ki gerçekten bu kızlara hayran olacağımı, olmasam bile bende iz bırakacaklarını düşünmüştüm. Fakat en sönük sahnesinden en uç sahnesine kadar bende bir şeyler uyandıramadı. Çünkü her şey sanki yazarlar “Bak, bu bizim aklımıza geldi; böyle bir sahne var, tamam mı?” der gibi