Katabasis ile birlikte R.F. Kuangın tüm eserlerini okumuş bulunuyorum ve bu kitap hakkında düşüncelerimi yazmadan önce şunu söyleyebilirim ki iyi ki de önce Haşhaş Savaşı üçlemesini okumuşum. Çünkü muhtemelen bu kadının kaleminden okuduğum ilk kitap bu olsaydı, dönüp diğer kitaplarını okumazdım.
Yazacağım eleştiri spoiler içerdiği için, eğer kitabı okumadıysanız devam etmeden önce bitirmenizi öneririm.
SPOİLER
Önce iyi yönlerinden bahsedecek olursam, Kuangın çok akıcı bir kalemi olduğunu düşünüyorum. Yazmayı gerçekten çok iyi biliyor; sanki onlarca kitap yazmış gibi bir hakimiyeti var. Okuru nerede heyecanlandıracağını çok iyi biliyor, diyaloglar akıp gidiyor, insan “bir sayfa daha okuyayım” derken kitabın başından ayrılamıyor. Ayrıca Kuangın çok iyi bir eğitimi olduğu da her kitabında hissediliyor. “Ödevlerini” hep çok iyi yapıyor, örneğin Haşhaş Savaşı için tarihi, Babil için politikayı çalışmıştı. Bu kitapta ise belli ki felsefe, teoloji ve matematik üzerine çalışmış. Fakat bu kez o bilgi birikimi dozunu aşmış durumda. Eleştirilerim de tam burada başlıyor.
Kitapta bir anda beliren, yer yer metni boğan matematiksel ve felsefi açıklamalar o kadar fazla ki bir süre sonra sıkıldım. Belki çeviriden de kaynaklanıyor olabilir ama bu bölümler bana sanki kitaba sonradan kopyala yapıştır yapılmış, bağlamdan kopuk ve soğuk cümleler gibi geldi. Üstelik yüzeyseller. Örneğin büyülerin altında birer felsefi paradoks yatıyor ama Kuang bunu o kadar özensiz işlemiş ki anlamakta zorlandım. Paradoks dediğin şey birkaç cümleyle geçilmemeli; okurun o çelişkiyi yaşaması, hissetmesi gerekir. Buradaysa sanki Kuang sadece entelektüel görünmek için felsefe yapmış gibi.
Büyülerden bahsetmişken, kitap “fantastik” olarak tanıtılıyor ama o taraf neredeyse hiç işlenmemiş. Büyü, cehennem,