Kitap, oldukça çarpıcı bir başlangıçla okuyucuyu hemen içine çekiyor. Hikâye, Hüseyin adlı bir adamın Amerika’da hayatını kaybetmesi ve cenazesinin Mardin’e getirilmesiyle başlıyor. Daha ilk sayfalardan itibaren merak uyandıran bir atmosfer kuruluyor.
Roman boyunca yazar, Ezidilerin yaşadığı acıları ve yıllarca süren yanlış anlaşılmaları oldukça açık, sade ve etkileyici bir dille anlatmış. Özellikle Melek Naz adlı Ezidi kızın yaşadıkları beni derinden etkiledi. Onun acısını ve çaresizliğini okurken gerçekten kalbimde hissettim.
Kitabın en sarsıcı bölümlerinden biri ise IŞİD’in küçük kız çocuklarını kaçırıp köle pazarlarında satmasını anlatan kısımlardı. Henüz 8, 10, 12 yaşındaki çocukların böyle bir zulme maruz kalması insanın içini parçalıyor. Bu bölümleri okurken hem büyük bir üzüntü hem de öfke hissetmemek mümkün değil.
Yazar, bu trajedileri abartmadan ama tüm gerçekliğiyle anlatmayı başarmış. Bu yönüyle kitap yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda insanlık adına düşünmemizi sağlayan güçlü bir anlatı sunuyor.
Zülfü Livaneli’nin kalemine sağlık. Okuyucuyu derinden etkileyen bu hikâyeden sonra, bir sonraki hikayesinde görüşmek dileğiyle...