Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğun kendisinden mi? O denli yok ki, her boş ânı yokluğuyla dolduruyor…
Buz gibi soğuk ama güneşli bir gündü, insanlar öğle arasında yakınlarda bir şeyler atıştırmak için dışarı çıkıyordu, bazıları köpeklerini gezdiriyordu, ellerini kollarını savuruyorlardı, gülüyorlardı... Kıyamet herkes için aynı anda kopmaz. Hepsinin babaları hayatta, diye düşündüm…
Bu ataerkil enlemlerde derler ki, çocuklar ağlıyorsa korkacak bir şey yoktur, ama yetişkinler ağlıyorsa o zaman vardır. Ya aynı anda hem çocuk hem yetişkinsen ve babanın ölmekte olduğunu daha yeni öğrenmişsen...