"Ver bana silahımı ey kapıda bekleyen... ver bana silahımı.
Hiçbir zaman huzur bulamam ey kalbimin sevdası... Hiçbir zaman dinlenemem.
Ta ki silahımı alıp celladımı öldürene, kanımla ve ateşimle zaferi yazana dek...
Ver bana silahımı... Ver bana silahımı ey kapıda bekleyen!"
İmad ise tebessüm ederek şu dizeleri mırıldandı:
"Ölüm günlerimden hangisinden kaçarım ? Kader yazılmamış bir günden mi, yoksa yazılmış olandan mı ? Yazılmamış olandan korkmam ben, Yazılmış olansa-ondan kaçamaz en tedbirli olan bile."
Arkalarından kadınların neşeli şarkıları ve zılgıtları yükseliyordu. Annemide aralarına aldılar ve dans etmeye zorladılar. Ardından Ümmü'l-lyd ve Ümmü Muhammed'i aşağıya indirip oynattılar. Kimi ellerini çırptı, kimi türkü söyledi, kimi sevinç gözyaşları döktü. Bu coşku dolu havada, yüzlerden süzülen gözyaşlarının anlamını çözmek kolay değildi.
Ancak kampın gerçeği böyleydi: Her mutluluk anı, bir yarayı deşerdi. Her sevinç, geçmişin izlerini yeniden gün yüzüne çıkarırdı.
Sen de yeni ay gibi gayret menzilinde,
Bu mavi fezada hep parlayadur.
Bu alemde bir yer edinmek istersen,
Gönlünü hakka bağla, Mustafa'nın yolunda dur.