Murtaza Mutahhari

Murtaza Mutahhari

Yazar
9.3/10
213 Kişi
·
599
Okunma
·
85
Beğeni
·
4.042
Gösterim
Adı:
Murtaza Mutahhari
Tam adı:
Ayetullah Murtaza Mutahhari
Unvan:
İranlı Öğretim Üyesi, Alim, Din Bilgini, Filozof
Doğum:
Horasan, Feriman
1920 yılının Şubat ayında Horasan eyaletine bağlı Feriman kasabasında dindar bir ailede dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını mektepte okuyarak geçiren Mutahhari, 12 yaşında iken, Meşhed dinî ilimler medresesinde İslâmî bilimler alanında öğrenim görmeye başladı. 1938 yılında, dönemin İran şahı, Rıza Şahın mollalara karşı verdiği sert mücadeleye rağmen dinî derslere devam etmek amacıyla Kum kentine yerleşti.rnrn Burada, dönemin ünlü alimlerinden Ayetullahil-Uzma Şeyh Abdulkerim Hairînin vefatından sonra yerine geçen üç büyük alim yani, Seyyid Muhammed Huccet, Seyyid Sadruddin Sadr ve Seyyid Muhammed Takî Hansarînin yanında okumaya başladı.rnrn 15 yıl süren Kumdaki hayatı süresince, fıkıh ve usul derslerini rahmetli İmam Humeynî ve Ayetullah Burucerdînin yanında, Molla Sadra felsefesi, ahlak ve usul, ilahiyat, İbni Sinanın Şifası ve daha bir çok dersleri Ayetullah Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâînin yanında okudu. Ayrıca bu süre zarfında irfan derslerini Ayetullah Mirza Ali Ağa Şîrazîden aldı. Kumda bulunduğu sürece öğrenimin yanı sıra, sosyal ve siyasal sahalarda da faal bir şekilde bulunuyordu. Bunlardan bir tanesi, İslâmın Fedaileri teşkilatıyla irtibatta olmasıydı.rnrn 1952 yılında Tahrana yerleşen Ayetullah Mutahharî, Mervî medresesinde araştırmaya başladı. 1955 yılında, "Öğrenciler İslâmî Cemiyetinde" ilk tefsir toplantısını düzenledi. Aynı yıl Tahran Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev aldı. 1959 yılında Müslüman Tabipler Cemiyetine konuşmacı olarak davet edildi ve sürekli olarak bu işi devam ettirdi. Burada yaptığı ilmi konuşmalar daha sonra ondan geriye kalan önemli konular haline geldi.rnrn 1962 yılından itibaren İmam Humeynînin en faal yaranlarından oldu. Öyleki 15 Hordad ayaklanmasının asıl organizatörlerinden birisiydi. Haziran 1963de rejim aleyhine yaptığı bir konuşma sonucu tutuklanarak hapse atıldı ancak kısa süre sonra serbest bırakıldı.rnrn İmam Humeynînin sürgüne gönderilmesiyle birlikte Şehit Mutahharî ve fikir arkadaşlarının görevi daha da ağırlaştı. O, bu dönemde toplumun ihtiyacı olan konularla ilgili kitaplar yazmaya ve çeşitli toplantılarda uyarıcı konuşmalar yapmaya başladı. İslâmî harekete kendini adayan Mutahharî, hareketin İslâmîleştirilmesi yönünde çok büyük ideolojik mücadele verdi. 1967 yılında "Hüseyniye-yi İrşâd"ı kurdu. Bir süre sonra Filistinlilere yardım kampanyası başlatarak İsrail aleyhine sert bir konuşma yaptıktan sonra tutuklanarak hapse konuldu ve tek kişilik hücrede tutuldu. Herşeye rağmen mücadelesine devam eden Mutahharî 1974 yılında konuşma yapması yasaklandı ve bu yasak İslâm İnkılabının zaferine kadar sürdü.rnrn 1976 yılında İmam Humeynî ile görüşmek niyetiyle Iraka gitti ve devrimin önemli meseleleriyle ilgili istişarede bulundu. İrana döndükten sonra İran halkını rejime karşı ayaklanmaya ve yürüyüşe davet etmeğe devam eden Mutahharî, İmamın sürgünden İrana dönüşünde karşılama törenlerini organize etti. Devrimden sonra büyük sorumluluklar üslendi, ancak çok geçmeden devrimden bir yıl sonra,1980 yılı 2 Mayıs günü saat 22:20 sularında "Furkan" grubu tarafından suikasta uğradı ve başına isabet eden bir kurşunla şehit oldu.
Senaî'nin dediği gibi, " insan ışıktan, bir kitabı incelemek için mi istifade edecek, yoksa gecenin karanlığında bir malı çalıp götürmek için mi?"
Murtaza Mutahhari
Sayfa 78 - Seçkin Yayıncılık
Sadi şöyle diyor :
Az yemekle insan melekler gibi olur
Eğer çok yerse hayvan veya bitki gibi olur
Her kimin muradını yerine getirirsen senin emrine girer
Ancak nefis tam tersine, muradına erdikçe daha fazlasını ister.!
Bu görüş de temelde Marksistlerin görüşüydü ama gördüler ki pozitif ilim dedikleri şey yaygınlaşmasına rağmen din ortadan kalkmıyor, hatta daha da güçleniyor. Kendileri de ilim adamlarını kaybediyor, birçokları gibi dinin kapısında diz çöküyorlar.
Örneğin: PASTEUR !
Murtaza Mutahhari
Sayfa 26 - Seçkin Yayıncılık
Dua din adına insanın yüceldiği, doruğa eristiği haldir. Onun gerçeği insanın Allah'ın yüce katına kanat çırpmasıdır. İnsan vicdanında elmasvari bir iplik vardır ve zamanlı zamansız onu kendi hatalarına, dibi görünmez derinliklere yöneltir. İnsanı yürüdüğü bu bataklık yoldan çekip çeviren bu elmas ışıktır. Bazan insan bazı hallerde bulunan büyüklük, ululukve affediciliği bizzat hissediyor.


Alexis Carrel (Fransa'nin tanınmış cerrah ve fizyoloğu)
Murtaza Mutahhari
Sayfa 31 - Seçkin Yayıncılık
Kimin derdi çoksa o daha çok uyanık ve bilgilidir. Dertsizlik duygusuzluk demektir. Anlamazlık demektir. Dert hissi, bilgililik demektir. Şayet insan rahat olsun, derdi olmasın, ağrı sızı duymasın deniyorsa orada cehalet vardır.
Hissiz ve dertsiz olmak için ancak aptal ve baygın olmak gerekir. Uyanıklığın verdiği rahatsızlığa karşın rahat, duygusuz ve habersiz yaşamak nasıl tercih edilir?
O gece kimsenin gözüne uyku girmemişti, herkes müteessir, herkes tedirgindir.
Bu gece ne olacak, ne gibi bir hadise vuku bulacak ? kaygısı hakimdir ; evlatları Babamızın başına bir şey mi gelecek yoksa ?! endişesi içinde kıvranmaktadırlar.
Ve namaz vakti...
Sabah namazının kılındığı bir sırada bütün şehir bir feryatla çalkalanır :

Andolsun Allah'a, hidayet rükünleri sarsıldı.

takva sancakları düştü.

ürvet-ül vüska (sağlam ip) koptu.

Mustafa'nın amcası oğlu öldürüldü.

seçilmiş vasiy öldürüldü.

Aliyyi murtaza öldürüldü.

kötülerin en kötüsü öldürdü onu.


Vela havle vela kuvvete illa billah'il aliyyil azîm.

(Yüce ve ulu Allah'a dayanmayan hiç bir güç ve kuvvet yoktur.)
155 syf.
·4 günde·10/10 puan
Murtaza Mutahhari, 2 Şubat 1920’de Meşhed’e bağlı Ferîmân’da doğmuş. İlk öğrenimini tamamladıktan sonra 1932’de Meşhed’e gidip klasik medrese tahsili görmüş bir şahsiyettir. Humeyni, Molla Sadra gibi büyük islam ve şii bilginlerinden ders alması ile tanınmış şii düşünürdür.
Lakin benim Mutahhari ile olan tanışıklığım, sitede çok okumakla bilindiğim Ali Şeriati'den ötürüdür. Her ne kadar Ali Şeriatî ile birlikte İran İslâm Devrimi’nin fikrî şahsiyeti olarak kabul edilseler de, Mutahhari, Ali Şeriatî'den fikrî ve siyasî anlaşmazlığı yüzünden ilişkilerini zaman içinde kesmesi ile bilinir. Bu fikrî ve siyasî ayrılığı linkini not olarak bırakacağım şu satırlarla buraya ekliyorum:

Mutahhari de Şeriati gibi Hüseyniye İrşad'ta konferans veriyordu. Hatta Şeriati'nin gelmesine de Mutahhari'nin vesile olduğu bilinmektedir. Bence Mutahhari önceleri Şeriati'den faydalanılabileceğini düşünüyordu. Fakat Şeriati'ye başta gençler olmak gösterilen yoğun ilgi Mutahhari'de kıskançlığa neden olmuş olmalı, zira Şeriati'yi kurumdan attırmak isteyecektir. Ancak Şeriati, Muhtahhari hakkında hiçbir zaman kötü bir söz söylememiştir. Oysa Mutahhari, Şeriati'ye karşı kinini ele veren sözler sarf etmekten çekinmemiştir. Ayrıca dediğimiz gibi Şeraiti'nin İslam anlayışıyla mollaların İslam anlayışı arasında da büyük bir uçurum vardı. Mutahhari ile aralarında anlaşmazlık çıkmaması düşünülemezdi. Şeriati'nin vefatının ardından mollalar bir iddia ortaya atarlar. Güya Şeriati vefatından önce vasiyet etmiştir ki, eserlerindeki İslam açısından "sakıncalı ya da hatalı" ifadelerin çıkarılması için Mutahhari eserlerini incelesin... Hatta bunun için bir de mektup uydurulur. Oysa bu tam anlamıyla kuzuyu kurda emanet etmektir. Zira Mutahhari Şeriati'nin İslam Bilim kitabı ile ilgili bir yorumunda şöyle der: "Edebiyat açısından oldukça yüksek, ilmi açıdan orta düzeyde, felsefi açıdan orta düzeyden de düşük, dini ve İslami açıdan sıfır." Ben Şeriati ile ilgili araştırmalarıma başladığımda, henüz İran'ı tanımadığım için durumun farkında değildim. Fakat İran'a gitmeden önce Türkiye'de, İran yanlısı bazı çevrelerle görüşmüştüm. Şeriati hakkında araştırma yapmak istediğimi söyleyince hemen, "Neden Mutahhari değil de Şeriati" şeklinde bir soru ile karşılaştım. Sonra İran'a gittiğimde sık, sık muhafazakâr çevrelerin bu sorusu ile karşılaştım.


https://www.aliseriati.com/kitaplar.php?Kat_id=20

Mutahhari; küçük yaştan itibaren felsefeye özel ilgi duymuş, yeni felsefî akımların yanı sıra eski İslâm filozoflarının metinlerini inceleyerek geniş bir birikim elde etmiştir. Bu birikimi fikrî ve irşadî nitelikli bütün eserlerine yansıtmıştır. Klasik İslâm felsefesinin eski Grek düşüncesinin devamı olmadığını ifade eden Mutahharî, bunun aksini iddia edenlerin İslâm felsefesinin kaynaklarını bilmediklerini söylemektedir. Mutahharî, felsefî ekoller olarak Meşşâîlik ve İşrâkīliğin yanında kelâm ekollerini ve tasavvufî hareketleri de zikretmektedir. Ona göre İslâm düşüncesindeki bu dört ekolü Molla Sadrâ kendi felsefesinde birleştirmiş ve buna Hikmet-i Müteâliye adını vermiştir (İslâm İlimleriyle Tanışma, s. 161-174). Felsefî anlayışında Molla Sadrâ’nın çizgisini takip etmiştir. Bu sebeple bazı müellifler onun felsefeyle ilgili çalışmalarının iyi bir derlemeden ibaret olduğunu söylemektedir

Mutahharî’nin öne çıkan özelliği toplumsal problemlere karşı gösterdiği duyarlılıktır. Yirmi yıldan fazla süren yazı hayatında temel gayesinin İslâm’la ilgili olarak ortaya çıkan problemlere ve sorulara cevap vermek olduğunu söyleyen Mutahharî bir taraftan iyi yetişmiş kimselerin eksikliği, diğer taraftan Batı emperyalizminin tesiriyle dinin doğru biçimde anlatılamadığını, kendisinin bütün faaliyetinin bu alanda yoğunlaştığını belirtmektedir

Gaybi Yardımlar eserine gelirsek; elimizdeki beş bölümden oluşmuş bu kitap farklı konular üzerinde değişik zaman ve ortamlarda yapılmış dört konuşma metniyle, bir makaleyi içermektedir. Günlük konuşma havasında yazıya dökülmüş bu konuşma metinleri Sigmund Freud , Alexis Carrel, Victor Hugo gibi büyük isimlerden yapılan alıntı harmonileri ile akıp giden, alıp götüren küçük cüsseli, büyük bir başyapıt niteliği taşıyor. Fikri ve siyasi ayrılık nedeni ile yolunu ayırdığı Ali Şeriati ile her ne kadar farklı kaynaklardan beslenmiş şahıslar olsalar dahi, Mutahhari'nin bu eseri Ali Şeriatî ile kesişim kümesi niteliğinde benzer kaynak gözlerinden de beslendiklerini göstermektedir. Meraklıları için okunması ısrarla tavsiye olunur.
312 syf.
·7/10 puan
Ahlak nedir? Batı’da bir felsefe ana başlığı olarak ele alınan ahlak felsefesi ile islam kaynakları üzerinden nefis bir hesaplaşma... Bir yandan teorik olarak batı felsefesine alternatif olarak genel geçer bir ahlak felsefesinin özgürlükler ve vahiy bağlamında ele alan kitap bir yandan da güncel meşelerde vahye dayalı bir ahlak fikrinin pratik çözüm üretme kabiliyeti üzerinde duruyor...
504 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10 puan
:)
Kitab ən uzun müddətə oxuduğum kitablardan biri oldu , amma indi bitirəndən sonra yenidən darıxdım.
Kitab Mütəhhərinin seminarlarından yığma olduğu üçün o qədər mövzuya toxunulub, o qədər problemlərə izah gətirilib ki, mükəmməl idi. Klassik Mütəhhəri kitabları kimi əvvəli bəsit və ləzzətli , sonra isə qəliz və ləzətli idi.
Bir yerdən sonra artıq başa düşə bilmədiyim məqamlar artı , təkrar-təkrar oxudum. Mütəhhərinin izahları o qədər qane edici olur ki , səhv desə belə -ki məncə, demir- qəbul edəcək qədər tətmin olur insan. Həm də irad tutduğu və ya tənqid etdiyi fikirlərə “burada haqlıdırlar” , “burada düz deyirlər” kimi qərəzsiz yanaşımı, haqq sözləri mükəmməldi.
256 syf.
·64 günde·Beğendi·10/10 puan
Həm elmi həm də dini dəlillərlə (Quran, hədislər v.s), insanın Allaha doğru hərəkətdə olduğunu sübut edir kitabın məzmunu. Bir çox qərb filosoflarına görə "Din nadanlıqdan doğur" onların cavabı çox gözəl şəkildə -"insanlar savadsızlıqları nə qədər çox olsaydı, bir o qədər dindar olardılar"- verilib və nümunə olaraq cəmiyyətdə hansı qisimin daha çox dinə üz tutduğunu görmək olar (əlbəttə istisnalar var).
402 syf.
Bu kitab M. Mütəhhərinin “teizm” mövzusunda etdiyi on altı çıxışının və həmin seminarda iştirak edən alimlərlə elmi diskussiyalarının məhsuludur.

Kitab kifayət qədər maraqlı, dövrü üçün yeni olan mövzularla zəngindir. Kitabın birinci hissəsində Allahın varlığının isbatı üçün konkret olaraq üç yol göstərilir və bu yollar ətrafında ayrı-ayrılıqda geniş elmi, fəlsəfi müzakirələr aparılır, güclü dəlillər irəli sürülür.

İkinci hissədə isə diqqət çəkən mühüm mövzu “teizm və təkamül nəzəriyyəsi” haqqındakı müzakirələrdir. Bu mövzuda Mütəhhəri bir çox İslam alimlərindən fərqli olaraq yeni, maraqlı yanaşma ortaya qoyur; o sübut edir ki, əslində, Allahın varlığı mövzusu ilə Darvinin Təkamül nəzəriyyəsi heç bir halda toqquşmur.
428 syf.
·Beğendi·10/10 puan
İnsanın "insan olma"sı, insanın "insanilik" ve "insancılığı" onun maddi varlığına, bedeni yapısına bağlı değildir, insanın bu vasfının vücuduyla hiçbir alakası yoktur. Bir başı, iki kulağı olan, iki ayak üzerinde yürüyen konuşan her mahluk "insaniyete haiz"dir denilemez.
232 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10 puan
Mütəhhərinin “Teizm seminarları 1”dən sonra oxuduğum ən qəliz gələn kitablarından biri idi bu kitab. Mövzuları tək - tək, bir - bir izah etməsi çox qəşəng idi. Kitab daha çox fəlsəfi olduğundan və mənim də fəlsəfə elmimin zəif olduğundan çətinlik çəkməyim normal idi
İkinci dəfə oxumaq mütləq oldu.

:( Kitabın sonundakı bu hissə:

“Mürtəza Mütəhhərinin "Tövhid" dərnəyində "idrak problemi" adlı mühazirələri onun hakim rejim tərəfindən həbs oldunduğuna görə burada sona çatır.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Murtaza Mutahhari
Tam adı:
Ayetullah Murtaza Mutahhari
Unvan:
İranlı Öğretim Üyesi, Alim, Din Bilgini, Filozof
Doğum:
Horasan, Feriman
1920 yılının Şubat ayında Horasan eyaletine bağlı Feriman kasabasında dindar bir ailede dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını mektepte okuyarak geçiren Mutahhari, 12 yaşında iken, Meşhed dinî ilimler medresesinde İslâmî bilimler alanında öğrenim görmeye başladı. 1938 yılında, dönemin İran şahı, Rıza Şahın mollalara karşı verdiği sert mücadeleye rağmen dinî derslere devam etmek amacıyla Kum kentine yerleşti.rnrn Burada, dönemin ünlü alimlerinden Ayetullahil-Uzma Şeyh Abdulkerim Hairînin vefatından sonra yerine geçen üç büyük alim yani, Seyyid Muhammed Huccet, Seyyid Sadruddin Sadr ve Seyyid Muhammed Takî Hansarînin yanında okumaya başladı.rnrn 15 yıl süren Kumdaki hayatı süresince, fıkıh ve usul derslerini rahmetli İmam Humeynî ve Ayetullah Burucerdînin yanında, Molla Sadra felsefesi, ahlak ve usul, ilahiyat, İbni Sinanın Şifası ve daha bir çok dersleri Ayetullah Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâînin yanında okudu. Ayrıca bu süre zarfında irfan derslerini Ayetullah Mirza Ali Ağa Şîrazîden aldı. Kumda bulunduğu sürece öğrenimin yanı sıra, sosyal ve siyasal sahalarda da faal bir şekilde bulunuyordu. Bunlardan bir tanesi, İslâmın Fedaileri teşkilatıyla irtibatta olmasıydı.rnrn 1952 yılında Tahrana yerleşen Ayetullah Mutahharî, Mervî medresesinde araştırmaya başladı. 1955 yılında, "Öğrenciler İslâmî Cemiyetinde" ilk tefsir toplantısını düzenledi. Aynı yıl Tahran Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev aldı. 1959 yılında Müslüman Tabipler Cemiyetine konuşmacı olarak davet edildi ve sürekli olarak bu işi devam ettirdi. Burada yaptığı ilmi konuşmalar daha sonra ondan geriye kalan önemli konular haline geldi.rnrn 1962 yılından itibaren İmam Humeynînin en faal yaranlarından oldu. Öyleki 15 Hordad ayaklanmasının asıl organizatörlerinden birisiydi. Haziran 1963de rejim aleyhine yaptığı bir konuşma sonucu tutuklanarak hapse atıldı ancak kısa süre sonra serbest bırakıldı.rnrn İmam Humeynînin sürgüne gönderilmesiyle birlikte Şehit Mutahharî ve fikir arkadaşlarının görevi daha da ağırlaştı. O, bu dönemde toplumun ihtiyacı olan konularla ilgili kitaplar yazmaya ve çeşitli toplantılarda uyarıcı konuşmalar yapmaya başladı. İslâmî harekete kendini adayan Mutahharî, hareketin İslâmîleştirilmesi yönünde çok büyük ideolojik mücadele verdi. 1967 yılında "Hüseyniye-yi İrşâd"ı kurdu. Bir süre sonra Filistinlilere yardım kampanyası başlatarak İsrail aleyhine sert bir konuşma yaptıktan sonra tutuklanarak hapse konuldu ve tek kişilik hücrede tutuldu. Herşeye rağmen mücadelesine devam eden Mutahharî 1974 yılında konuşma yapması yasaklandı ve bu yasak İslâm İnkılabının zaferine kadar sürdü.rnrn 1976 yılında İmam Humeynî ile görüşmek niyetiyle Iraka gitti ve devrimin önemli meseleleriyle ilgili istişarede bulundu. İrana döndükten sonra İran halkını rejime karşı ayaklanmaya ve yürüyüşe davet etmeğe devam eden Mutahharî, İmamın sürgünden İrana dönüşünde karşılama törenlerini organize etti. Devrimden sonra büyük sorumluluklar üslendi, ancak çok geçmeden devrimden bir yıl sonra,1980 yılı 2 Mayıs günü saat 22:20 sularında "Furkan" grubu tarafından suikasta uğradı ve başına isabet eden bir kurşunla şehit oldu.

Yazar istatistikleri

  • 85 okur beğendi.
  • 599 okur okudu.
  • 25 okur okuyor.
  • 322 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.