Ve "düşlerim nerede?" Diye sormaktan kendimi alamıyorum. Başımı sallayıp diyorum ki: "Ne yaptın yıllarına? En iyi zamanlarını nereye gömdün? Yaşadın mı yaşamadın mı? Ve yine kendi kendime diyorum ki; "bak, çevrende ki herşey nasıl gittikçe soğuyor..." Umutsuzluk, yalnızlık içinde yıllar geçecek, titrek yaşlılık bastonuna dayanarak karşına dikilicek. Her şey hüzne, kedere bürünecek.. Yaşadığın o parlak dünya sönecek, düşler sarı yapraklar gibi bir bir dökülecek... Ah Nastenka, yalnız, yapayalnız kalmak hüzünlü olacak: Hiçbir şeyin, hiçbirşeyin olmayacak... Çünkü bütün kaybettiklerin kocaman bir sıfır, saçma sapan bir düş olacak.
biz Nastenka öylesine boş, tembel ve yavaş yaşıyoruz ki; ona göre, biz yazgımızdan hoşnut değiliz ve yaşantımızdan dolayı acı çekiyoruz. Doğru. Ilk bakışta ilişkilerimiz ne kadar soğuk, karamsar ve öfkeli bir bakın...
Hiç ara vermeksizin bitirdiğim nadir kitaplardandır, Satranç.
Kitabın olağanüstü bir akıcılığı var. Hikayesi uzun süre akılda kalabilecek cinsten.
Zweig'in kitabı bitirdikten sonra intihar etmesi, daha bir önemli kılıyor kitabı. Okuyun okutturun derim.