benim o katı ve düzgün yüzeyimin, kentsoylu kadına özgü günlük yaşantımın ardında gerçekte sürekli bir hareket, minik inişler, yırtılmalar, apansız karanlıklar, derin düşüşler vardı. Yaşadığım sürece, genellikle bir sevinç rüzgârını bastıran kedere yenik düştüm, kendimi, hani yerinde kımıldamadan dururken adımlarını küt küt yere vuran askerler gibi hissettim. Zamanlar değişiyordu, insanlar değişiyordu, çevremdeki her şey değişiyordu ve ben hep kımıldamadan durduğumu hissediyordum.
Okumadan önce fikir sahibi olmak isteyenler okuyabilir
Kapağı görüp polisiye/cinayet temalı bir kitap olarak alacaksanız almanıza gerek yok. Kitap herkese hitap edecek bir kitap değil. Yazarın absürte kayan bir üslubu var.
Perihan Mağden'in tarzı okuru düşündürmeye yönelik, bu yüzden bazen açık uçlu bırakmayı, sembollerle çalışmayı tercih edilebiliyor.
Genellikle cinayet temalı kitaplarda, cinayetlerin arkasındaki motivasyonlar, işleniş biçimi ve sonuçları önemli bir yer tutar. Mağden'in yaklaşımı ise bu konuyu daha dolaylı bir şekilde, karakterlerin iç dünyasına odaklanarak vermiş gibi görünüyor. Belki de bu tarz bir anlatım, olayları daha sembolik veya soyut bir biçimde ele almayı amaçlıyordu, ama bu, okuyucunun beklentileriyle uyuşmadığında eksik hissettirebiliyor.
Başta sonu eksik kalmış gibi hisettirse de biraz düşününce bu sona alıştım ve benim için kesinlikle okumaya değer bir kitaptı.
"İstemek," dedi ölçülü bir sesle, "ilginç bir sözcüktür. Yoksunluğu anlatır. Bazen o boşluğu başka bir şeyle doldururuz ve ilk baştaki istek bütünüyle kaybolur. Belki senin sorunun istemek değil, yoksun olmak. Belki de cidden yaşamak istediğin bir hayat var."