nerede bir şiddet olayı yaşanmışsa, atmosferinde birşeylerin sonsuza dek değiştiğini anlattı: Hava dinginliğini yitiriyor, bozuluyordu ve bu bozulma, ortamın yumuşamasını sağlayacağı yerde, başka felaketlerin oluşmasını besleyecek bir güç oluşturuyormuş. Anlayacağın kan dökülen bir yere, tekrar, tekrar kan dökülecektir, demek oluyor bu. "Yeryüzü," demişti medyum sözünü bitirirken, "bir vampire benziyor, kanın tadını bir kez aldı mıydı yeniden istiyor, tazesini ve daha çoğunu arzuluyor."
Yıllarca kendi kendime sordum, yaşadığımız bu yerler acaba içten içe bir laneti mi besliyor, kuluçkaya yatırıyor; hâlâ da bunu sorar, ama bir yanıt bulamam.
Bana öyle geliyor ki belleğin işlemesi derin dondurucununkine benziyor biraz. Hani içerde uzun süre bıraktığın bir şeyi çıkarınca nasıl olur bilirsin. Başlangıçta tuğla gibi serttir, kokusu, tadı yoktur, üzeri beyaz bir zarla kaplıdır; onu ateşe koyar koymaz yavaş yavaş formuna, rengine kavuşur, kokusu mutfağı sarar. Bunun gibi hüzünlü anılar da uzun zaman boyunca belleğin sayısız karanlık mağaralarının birinde uyuklarlar, orada yıllarca, on yıllarca, bir ömür boyunca kalırlar. Burada günlerden bir gün onlara eşlik etmiş olan acı, yeniden yıllar önce olduğu gibi yoğun ve yakıcı olarak ortaya çıkar.