Bugüne kadar okumadığım için çok kendimden utanıyorum. Yıllarca kitaplığımda duran ve unuttuğum bir kitabın beni bu kadar duygusallaştıracağını tahmin etmezdim.
Kızının vakitsiz ölümünden sonra torununu büyüten ve ondan başka kimsesi olmayan yaşlı bir kadının, eğitim için Amerikaya giden torununa yazdığı mektuplar gibi görünse de aslında bir iç hesaplaşma.
Torunu Amerikaya gidince yalnız kalan ve o sırada geçirdiği rahatsızlık yüzünden korkuları ve torununa olan özlemi artan bir anneanne torununa mektuplar yazmaya başlar. Kendiside biliyordur ki bu mektuplar hiç bir zaman postaya atılmayacaktır.
Mektuplar aslına kendi hayatındaki dönüm noktası olacak günlerin bir anlatımı gibi görünsede orada pişmanlıklar, umutlar, çelişkiler, yaşanmışlıklar vardır. Evlenişi, yasak bir aşktan çocuğunun olasına kadar bütün sırlarını, bütün duygularını, sevinç, öfke, pişmanlık, aşk, hasret her şeyini çok samimi, içten, doğal ve duygusal bir şekilde anlatır. Ve sonunda şunu söyle, ben yüreğimin peşinden gittiğimde mutlu oldum, aşkı buldum. Sende yüreğinin peşinden git.
Anı mı, günlük mü, mektup mü zaman zaman ayırt etmekte zorlansam da okurken bir çok duyguya kapıldığım çok güzel bir kitap.
Kitap, bir anneannenin torununa yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bu mektuplarda pişmanlıklar, kırgınlıklar, sevgi,aşk, aile içindeki sorunlar ve bütün bunların bir çocuğu nasıl etkileyebileceği ve onunda kendi hayatını ve hayatındaki insanları gelecek neslini nasıl etkilediği aktarılıyor. Anlatılanlardan anlıyoruz ki mutsuzluk bulaşıcı bir duygu; kısır bir döngü içinde sürekli devam edebiliyor ve hatta gelecek nesillere bile aktarılabiliyor. Bu yüzden kitapta kader motifi oldukça ön planda.
Her ne kadar kitabın durağan yapısı zaman zaman beni yorsa da, içinde barındırdığı duygular ve hayatın içinden kesitler okurda iz bırakıyor.
İncelememi kitabın son paragrafıyla bitiriyorum.
"Önünde pek çok yol açılıp, sen hangisini seçeceğini bilmediğin zaman herhangi birini öylece girme otur ve bekle.Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle.Dur sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT."
Bir zamanlar tablet veya telefondan kitap okumayı denemiştim. Bu kitabı 80 sayfasını orda okumuştum . Yumuşak ve sakindi yazar orda (orda diyorum çünkü diğer kitaplarını okumadım ilk kitabı) herşeyi hatta aşk ve ölüm gibi kavramları bile anlaşılır kılıyordu. Kitabı o zaman bıraktım. Bunu almalıyım ona dokunmam gerek koklamam içinde olmam gerek dedim. Okunulması gereken kitaplardan biri. Belki söyleyeceğim bazılarına saçma gelicek ama bir nenem daha oldu hatta diğerlerinden daha yakın. Bazen kitapda okuduğumuz bir karakter içimizde bir yer edinir. Yeri geldiğinde bir baba bir anne gibi nasihat eder bizi durumun karmaşasından bile kurtarır.
"Gnosei seauton" eski yunacada kendini tanı demek...
Düşünen her insan yolu, insanin icindeki saf hissiyatla birlikte benliğimizin kesfedilmemis güzelliklerine çikar...
Kitap 80 yaşında bir kadının torununa yazdığı mektuplardan oluşuyor. Kadının hayatı, ailesi, kızı, hayat felsefesi yaşadığı aşk gibi konuları içeriyor. Oldukça derin anlatıma sahip. Kitabın devamı olan '' Yüreğinin sesini dinle'' adlı kitabı da mevcut. İtalyan edebiyatına ses getirmiş bir roman. Hatta' 'Gülün adı''romanından sonra başarı elde etmiş bir roman.
Okurken kadının içtenliği, pişmanlıkları, kendini sorgulaması, kararsızlıkları hepsini akıcı dille dile getirmiş. Ara ara güldüm, ara ara duygusallaştım. Çok hoştu kalbime dokundu.
Son paragrafı ise şu, öyle bitirmek isterim: Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve '' yüreğinin götürdüğü yere git.''
İyi okumalar herkese ️
Parça parça güzellik ve içtenlik içeren bir roman...Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, seksen yaşında bir büyükannenin uzaklardaki torununa yazdığı mektuplardan oluşur. Alabildiğine yalın, gündelik konuşma diliyle yazılmış bu sevgi dolu mektuplar, hem bir iç döküş, hem de bir bilgenin vasiyeti niteliğinde. gençliğinde yapmayı göze alamadığı şeyleri yapmasını torununa öğütlerken şöyle diyor: "Yapmaya değecek tek yolculuk, içimize yaptığımız yolculuktur; o özgün çağrıya kulak vermeli, yüreğimizin götürdüğü yere gitmeliyiz."
Yüreğinin Götürdüğü Yere Git niye bu kadar abartı bir roman ve burada 8.3/10 puan almış anlamadım.
Kitap 80 yaşındaki bir ninenin büyüttüğü ve Amerika'ya giden torununa yazdığı mektuplardan oluşuyor. Mektuplar aşırı yüzeysel ve sığ asla derin değil, torununa sevgisini anlatıyor, kuşak çatışması ve kendi hayatı üzerinden çatışmaları, yaşamını anlatıyor. Ama öyle abartılacak ve mesaj veren bir kitap falan değildi.
Mektuplara karşılık olsa yani çift taraflı bir roman olsa belki dil ve anlatım güzel olabilir, kurgusu daha iyi olabilirdi ancak sadece 80 yaşında bir kadının mektupları vardı sanki mektup değilde bu yaşlı kadının günlüğünü okuyor gibi oluyoruz gerçekten güzel bir kitap değil.
Susanna Tamaro 'nun iki kitabından da büyük bir hayal kırıklığı ile ayrıldım, kitabı merak eden varsa tavsiye etmem aslında çok merak uyandırdığı için, övüldüğü gereksiz abartılmış günümüz moda tabiriyle overrated bir kitap olduğu için 1/10 puan verirdim ancak içinde güzel, beğendiğim sözler olduğu 2/10 puan verdim.
Her kitap da kendinizden bir yer yakalarsınız. Bu kitap da onlardan biri. Anneannenin torununa annelik yapmak zorunda kaldığı ve bunu yaparken yaptığı yanlışların temel nedenleri ile yüzleştiği konuları torununa mektuplar yazarak anlatıyor. Herkes kendi annesi deki hataları yapmayacağını söyleyip kızlarında uyguladıkları yeni hatalarla yetiştirilen bir başka kız çocuğu ,genetik bir hastalık gibi taşınmış sanki. Çok etkilendiğim bir kitap oldu . Herkese tavsiye ederim. İyi okumalar...
Roman 80 yaşındaki bir kadının torununa yazdığı ama hiç göndermediği mektuplardan oluşuyor. Mektuplarla kadın kimseye anlatamadığı şeyleri anlatarak içini döküyor aslında. İlk sayfadan itibaren soluksuz okuduğum bir romandı. Her cümlesi tekrar tekrar okumaya değer yeni bir başucu kitabım oldu. Ben çok severek okudum. Herkese şiddetle tavsiye ederim.
“Yüreğinin götürdüğü yere git. Çünkü oraya gidersen, asla pişman olmazsın.”
Bu cümle, kitabın özeti gibi. Basit ama derin.
Çünkü sonunda hepimiz, kalbimizin götürdüğü yere dönüyoruz — ister geç, ister erken.
Roman, öykü, dergi makaleleri ve çocuk edebiyatı yazarıdır. Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı olarak Trieste'de 1957 yılında doğdu ve büyüdü. Anne ve babası boşanan Tamaro, babasını alkolik, annesini ise "soğuk ve zalim" olarak tanımlar. Anne ve babası ayrıldıktan sonra anneannesi tarafından büyütüldü.
Bir İtalyan sinema okulu olan Centro Sperimentale di Cinematografia'da okumak için burs kazandı ve 1977'de yönetmenlik diploması aldı ve yönetmen Salvatore Samperi ile çalışmaya başladı Birkaç yıl televizyon endüstrisinde yazar ve editör olarak çalıştı.
1978 yılında ilk öykülerini yazmaya başladı. İlk romanı Illmitz 1981'de tamamlandı, ancak ulaştığı tüm yayınevleri tarafından reddedildi ve ancak 2013'te yayınlandı.
1989'da "La testa fra le nuvole" (Aklı Bir Karış Havada) adlı romanı Marsilio tarafından yayımlandı. 1991'de yayınlanan İkinci kitabı "Per voce sola" (Tek Ses İçin) Uluslararası PEN ödülünü kazandı. 1991 yılında çocuklar için "Cuore di ciccia" (Tombul Yürek) adlı bir kitap yazdı.
1993 yılında yayımladığı "Va' dove ti porta il cuore" (Yüreğinin Götürdüğü Yere Git) adlı romanı ilk yayınlandığında eleştirmenlerden olumlu tepkiler almamasına rağmen en çok satanlar arasına girdi ve 2008 yılına kadar 15 milyon kopya sattı. 20. yüzyılda en çok satılan İtalyan kitabı olarak tanımlanan roman 2008 itibariyle Amerika Birleşik Devletleri'nde de yaklaşık 25.000 kopya satmıştı. Roman, 1994 yılında Premio Donna Citta di Roma ödülünü kazandı. 2002 yılına kadar 44 dile çevrildi ve 1996 yılında İtalyan yönetmen Cristina Comencini, romandan uyarlanan aynı adlı bir film çekildi.
1997'de "Anima Mundi" (Dünyanın Ruhu) adlı romanını yayınladı ve "hakaret, tehdit ve iftira" içeren "utanç verici bir kampanya" olarak nitelendirdiği Peder Walter'ı tasvir etmesi nedeniyle geniş çapta eleştirildi.
1998'de bir İtalyan dergisi olan Famiglia Cristiana için yazdığı "Dear Matildha - I can't wait for man to walk" (Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini Dört Gözle Bekliyorum) adlı makalelerden oluşan derlemesini yayınladı.
Rispondimi (Cevap Ver Bana) adlı kitabı Kirkus Reviews tarafından "seks ve şiddet yığınlarıyla aydınlatılan kutsal soyutlamalar" olarak tanımlandı. Kitap, bir fahişenin kızı, bir iş adamının karısı ve kıskanç bir kocanın yer aldığı üç hikayeden oluşuyordu.
2001'de "Raccontami" (Yanıtla Beni) adlı kitabını yazdı. 2002'de "Più fuoco, più vento" (Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar) ve 2003'de "Fuori" yayınlandı.
2005'te "Rispondimi"nin "Cehennem yok" başlıklı bir hikayesine dayanan "Nel mio amore" adlı filmini yönetti.
2006'da, "Yüreğinin Götürdüğü Yere Git" (Va' dove ti porta il cuore) adlı romanının devamı niteliğindeki "Ascolta la mia voce"u (Yüreğimin sesini dinle) yayınladı.
2008'de Luisito (Luisito - Bir Sevgi Öyküsü) adlı romanını yayınladı.
Eylül 2018'de bir sonraki kitabının çıkacağını duyurdu ve içinde yaşamın ilk yıllarından beri Asperger sendromundan etkilendiğini düşündüğünü ifade etti.
Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.
2002'deki bir röportajda Tamaro, babasının Taoizm'e ve Yahudi annesine olan ilgisi de dahil olmak üzere ailesinin dini inançları nedeniyle kendisini çevreci ve vejetaryen hatta "Katolik'ten çok Hristiyan" olarak tanımladı. 2021 itibariyle yazar Roberta Mazzoni ile otuz yılı aşkın bir süredir birlikte yaşamaktadır.
Roman
- Büyülü Çember (1994)
- Yüreğinin Götürdüğü Yere Git (1994)
- Aklı Bir Karış Havada (1989)
- Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar (2002)
- Yüreğimin sesini dinle (2007)
- Anima Mundi (Dünyanın Ruhu) (1997)
- Sonsuza Kadar
- Luisito - Bir Sevgi Öyküsü (2008)
- Var Olan Ada (2012)
- Her Melek Korkunçtur (2013)
- Büyük Bir Aşk Hikayesi (2021)
Öykü
- Tek Ses İçin (1998)
- Yanıtla Beni (2001)
Çocuk kitabı
- Kitaplardan Korkan Çocuk (2000)
- Tobia ve Melek (2000)
- Tombul Yürek (1999)
Günlük - Söyleşi
- Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini Dört Gözle Bekliyorum (2000)
- Eve Doğru (2000)