Reşat Nuri Güntekin'in kalemiyle lisedeyken tanışmış ve bu kitabı da ilk defa edebiyat dersine katkı sağlaması amacıyla okumuştum. Şimdi, aradan yıllar geçtikten sonra, tekrar okumaya değer gördüm.
Öncelikle kitabın dili o kadar yalın ki kitap elinizde akıyor, gidiyor. Bir oturuşta bitirilebilecek bir kitap. Kitaba dair en sevdiğim şey yazarın hikâye anlatıcılığı oldu. O yüzden bir çırpıda okuyabildim.
Konuyu özetlemeye gerek yok, herkesin malumudur. Beş çocuk ve bunların başına gelen olaylar... Hepsi de kendi başına bir hikâye aslında. Ebeveynlerin yani Ali Rıza Bey ile Hayriye Hanım'ın da durumlarına üzülmeden edemiyorsunuz. Kitabın dizisinin çekilmesine şaşırılmamalı. İçi o kadar malzemeyle dolu ki... Her insan okurken kendine bir ders çıkarabilir. Kitabın sonunda "Hey gidi Ali Rıza Bey!" demeden edemiyorsunuz. İnsanın yargıladığı şeyin başına gelmesi ve bir zaman sonra bunu normalleştirmesi, daha da perişan bir hâle gelmesi çok acı. Bu kitabın ve ayrıca dizisinin tutmasının, sevilmesinin bir nedeni de bence hayatın içinden bir kurgu olmasından.
Çıkarılan ders:
İnsan ne oldum değil, ne olacağım demeli.
Şimdi insanlar, artık sizin zamanınızın insanları değil. Gözlerin açılması emelleri, hırsları artırdı. Kimse artık kendi halinden memnun olmuyor. Bu cereyan neticesinde eski ahlâk kaidelerinin yıkılıp değişmemesine nasıl imkân görürsünüz.