Northeasterwester

Northeasterwester
@Heviii_
#Seçkinbirkimsedeğilim
KENDİME GEÇİKMİŞ BİR ÖZÜR...
​Bugün durup geriye baktığımda, kendi hayatımın figüranı, başkalarının beklentilerinin ise başrolü olduğumu fark ettim. Yıllarca hayatımın merkezine kendimi değil, "İnsanlar ne der, ne düşünür?" korkusunu koymuşum. Her adımımı birilerinin onayını almak, kimseyi kırmamak için atarken, en çok kendimi kırdığımı, en büyük haksızlığı kendime yaptığımı göremedim. Benim ne hissettiğim, ne düşündüğüm ya da neyi özlediğim hep o görünmez arka planın kuytusunda kaldı. ​Şimdi geçmişe dönüp baktığımda, o kadar yıpranmış, o kadar yorulmuş bir ruh görüyorum ki... ​Ben bu hayata ve akıp giden zamana büyük bir borçluyum. Ama en çok da kendime... Kendime sevgi borçluyum, kendime hak ettiğim saygıyı borçluyum, kendime yaşayamadığım o özgür günleri borçluyum. ​Bu bir vazgeçiş değil; aksine, çok derinden yaralanmış ama artık iyileşmek için ilk adımı atmış bir ruhun uyanışıdır. Bugüne kadar cömertçe etrafa saçtığım o sevgiyi ve saygıyı, artık biraz da kendi yaralarımı sarmak için kullanma vakti. Çünkü insan, önce kendi kalbine adil davranmalıymış. ​Metinde değiştirmek istediğin, sana tam olarak uymayan ya da eklemek istediğin bir duygu olursa söyle, birlikte yeniden şekillendirelim.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gerçek düşman kimdir..?
​"Bir kavanoza yüz tane kırmızı, yüz tane de siyah karınca koyulduğunda başta hiçbir şey olmaz. Ancak kavanozu hızla salladığınızda siyah ve kırmızı karıncalar birbirini öldürmeye başlar. Çünkü siyah karıncalar kırmızıları, kırmızı karıncalar da siyah karıncaları kavanozu sallayan daha doğrusu düzenlerini bozan taraf olarak görür. Oysa ki gerçek düşman, kavanozu sallayandır. Toplumlar da birbirine saldırmadan önce kavanozu kimin salladığını düşünebilseler keşke."
Suç ve Ceza
"Bence gerçekten büyük insanlar, dünyada büyük acılar çekmek zorundadır... "
Bir çiftçi tapınağa beş koyun getirdiğinde, bunu temsil eden beş adet kil disk bir kapta saklanıyordu. ​Zamanla bu küçük fişlerin kaybolmaması için onları kilden bir topun (zarfın) içine koyup kapattılar. Ancak bir sorun vardı: İçeride ne olduğunu anlamak için zarfı kırmak gerekiyordu. ​Çözüm olarak, zarf henüz ıslakken içindeki fişlerin şeklini dışına da bastırmaya başladılar. Böylece dışarıdaki izler, içerideki miktarı gösteriyordu. ​ ​Bir süre sonra Sümerler, "İçine fiş koymaya ne gerek var, sadece kil tabletin üzerine şeklini çizsek yeterli olur" dediler. ​Bu aşamada artık nesnelerin resimleri çizilmeye başlandı. Örneğin, "öküz" demek için bir öküz kafası, "buğday" demek için bir başak resmi çiziliyordu. ​ ​Resim çizmek zordu ve zaman alıyordu. Sümerler ucu sivri kalemler yerine, ucu üçgen/kama şeklinde olan sert kamışları (stilus) kilin üzerine bastırmaya başladılar. ​Kamış kile bastırıldığında ortaya çıkan şekil bir çiviye benzediği için bu yazıya "çivi yazısı" denmiştir. ​Resimler zamanla 90 derece yana yatırıldı ve tamamen soyut sembollere dönüştü. ​ ​En büyük devrim, bu sembollerin sadece nesneleri değil, sesleri de temsil etmeye başlamasıydı. Bu sayede Sümerler sadece "inek" veya "arpa" gibi somut şeyleri değil; duyguları, kralların isimlerini ve duaları da yazabilir hale geldiler.