Ervâ

hayat bütün keşmekeşiyle saldırıyor zaman yosunlaşmış kaygıları sokuyor koynuma ve yaşım yirmi beşe eriştiğinden beri başkalaştı koca çağ görmüyor musun yaşamak iyileştirmiyor beni Erva çeyrek asırdır yankılanıyor sokaklarında sevda türküsü oku Erva! beni oku! sen okuyasın diye yazıldım. senin diline düşeyim diye bunca tantana senin dudaklarından çıksın diye verildi ismim bana sitem etmiyorum sadece hatırında bir yer arıyorum sinecek sinmek dedim de; burnunda tütmüyorsam burnumda tütsen ne fayda aşksızlığımız bizi bitirecek savaşın ortasındayım ne emir veren var ne de düşman saflarında taarruz ne ileriye gidebiliyorum ne geriye dönebiliyorum Erva kelimelerin kanına girebiliyorum sadece uçları sivri kelimeler aşk gibi sevda gibi mesela. pıhtılandı sadakat! çakıldı ruhuma şen çocukların sesi ve savaşı bitirmek Erva! sende mahfuz sana hususi şimdi ben şiiri sırtlamaya devam ederim ben şimdi bu külleri de gül ederim sen Erva sen neredesin bu çarpışmada kaç geceyi yaktın? kaç kemik battı kalp damarlarına?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Biraz daha bükülebileceğini sandığı her şeyi kırmıştır insan." 🥀
"son bir defa daha toparlayıp kendime bir düzlük hediye edeceğim." 🌙
Bazı şehirleri özlemek, tek gözlü bir odaya toplaşıp, annenin yaptığı sıcak tarhana çorbasıyla ısınmayı özlemek gibidir. O şehirlerin sokakları, annenin ellerine benzer. Ağrıdan çatlayacak gibi duran alnını okşar durur gecenin bir yarısında. Annelerin duası varsa, şehirlerin de duası vardır mırıldanıp durduğu. Bu başağrılarım beni öldürecek biliyor musun? Kalk Kudüs’e gidelim sevgilim. Allah şehrine gidelim. Allah bizi gözetsin, korusun, kollasın Kudüs hatırına. Kalbimizin ağrısı, başımızın ağrısı, ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça. Tarhana çorbası içer gibi içimize çekelim, gökyüzünde yaratılıp yeryüzüne indirilen bu şehrin sokaklarını. Kudüs’ün bulutlarından tespih yapıp “subhanallah” çekelim. Peygamber sükunetine erelim şehrin sokaklarında. Tur’a çıkalım. Bağıralım boğazımızı yırtarcasına; “Rabbimiz biz de aşk ehliyiz bize de yüzünü göster!” Tur Dağı paramparça olsun, kalbimiz paramparça olsun aşktan. Kalk Kudüs’e gidelim sevgilim. Yahya peygamberin yanında büyüsün çocuklar. Elleri taş tutacak yaşa gelsin. Kalpleri aşk tutacak yaşa. Sokaklarına atalım kendimizi. Adımızı söyleyelim kontrol noktalarında. Horlanalım, ezilelim, bekleyelim saatlerce. Vazgeçmeyelim inatla. Kalk Kudüs’e gidelim sevgilim. Çöp bidonlarının arasında dolaşalım. Bak şu küçük çocuk var ya vuracaklar onu! Hani babasının arkasında duran. Başını babasının sırtına dayayan çocuk. İşte o! Vuracaklar birazdan onu. Çöp bidonlarının arasında dolaşalım. Endişe etme çocukların kalbine değen kurşunlar sekmezler hiçbir yere. Mescide gidelim. Yıkılacaksa üzerimize yıkılsın boşver. Sen elimi sıkı tut korkma. Mescide gidelim. Bir bayram namaza kılalım şehirle birlikte. Zekeriya’nın yanında saf tutalım. Ve Musa’nın ve İsa’nın ve Yakup’un. Bekle birazdan Ömer de gelir buralara. Şu beyaz
Filistin
İncitmeden ve dahi incindikçe de isyan etmeden sessizce bu diyârdan göçüp gidebilmek duasıyla başladım sözlerime; ne kadar zormuş bu dünyada yaşamak ! "Gönlü mayalayan kelam, ölüyoruz, demek ki yaşanılacak."